Almanlar bizi kıskanıyor mu? Berlin’de yaşam nasıl?

Her blog yazarı genelde gittiği şehirlerdeki tarihi mekanları ve diğer deneyimlerini takipçileriyle paylaşıyor. Ben de eskiden bunları yapmadım değil ama sonra fark ettim ki bu verilere ulaşmak oldukça kolay. İnsanlara şehirler hakkında daha faydalı bilgiler sunmak gerekiyor diye düşündüm ve başlığı biraz siyasi görünen “Bizi kıskanıyor mu?” yazı dizilerini başlatmaya karar verdim.

Başlığı gibi siyasi bir içerik olmayacak, şehirlerdeki yaşam koşullarıyla ilgili gördüğüm şeyleri Türkiye’den ve dünyada daha önceden gördüğüm örnekleriyle karşılaştırmaya çalışacağım. Berlin‘i daha çok İstanbul ile karşılaştıracağımı da şimdiden belirteyim.

İlk olarak “kıskanıyorlar” söyleminin ilk çıkış kaynağı olan Almanlarla başlamak istedim ve bu yazıyı hazırladım. Bu içeriği şuanda Berlin Tegel Havalimanı’nda İstanbul’a dönerken yazıyorum ve taze bilgilerle sizlere Berlin‘deki yaşamla ilgili bilgiler vermek istiyorum.

Tegel Havalimanı: Evet, kıskanıyorlar

Madem havalimanındayım, ilk olarak ondan başlayayım. Berlin’in şehir merkezine en yakın olan (Türk Hava Yolları da buraya uçuyor) Tegel Havalimanı, şu ana kadar gördüğüm en küçük ve eski havalimanı olabilir. Siz buna eskiden yapılmış ve tarihi falan diyebilirsiniz ama bence biraz daha özen gösterilebilirdi. Dünyanın en iyi ekonomilerinden biri için oldukça sönük bir yer. Check-In noktasından sonra koca koca Duty Free’ler falan beklerken, karşıma küçücük bir oda ve bakkaldan bozma Duty Free çıktı. Ülkedeki diğer havalimanları ne durumda bilmiyorum elbette ama Tegel bazında baktığımızda, Türkiye’nin en küçük şehrindeki havalimanı bile bundan daha gelişmiş halde diyebiliriz. Benim Türkiye’de gördüğüm en korkunç havalimanı Samsun Çarşamba Havalimanı bile buranın yanında lüks kalıyor :)

Tegel Havalimanı‘na şehir merkezi sayılabilecek noktalardan olan Potsdamer Platz‘dan 2 metro ve 1 otobüs değiştirerek geldim. Çünkü havalimanına direkt metro hattı bulunmuyor. İstanbul’un yeni havalimanı için söylenen “Kıskanıyorlar” lafı bu açıdan baktığımızda gerçekten doğru olabilir, ama tabi ülkedeki tek havalimanı bu değil:)

Şehir içi raylı sistemler: Kıskanabilir

Berlin‘in şehir içi raylı sistemleri ağ olarak oldukça geniş olsa da çok eski planlamalar olduğundan o köhne yapısından kurtulamıyor. İstanbul’a yapılan yeni metro hatlarını düşündüğümüzde Almanlar metrolar konusunda da bizi kıskanıyor olabilir. Metrolarda klima var mı yok mu tam anlamadım ama Peak Time diyebileceğimiz o yoğun saatte biraz çekilmez bir yolculuk yaptım. Tabi insanların birbirine saygısına ise orta düzeyde iyi puan verebilirim, yani bir Metrobüs yolculuğu kadar da çekilmez değildi. Fakat daha önce gördüğüm Londra metrolarındaki saygı oranına baktığımda Almanlar biraz geride kalıyor. Almanların bu noktada İngilizleri yüzde yüz kıskandığını söyleyebiliriz.

Şehirler arası trenler: Kıskanmıyor

Şehirler arası yolculuklarda Almanların Türkleri kıskandığını söyleyemeyiz çünkü ülkede gerçekten oturmuş bir raylı sistem ağı bulunuyor. Çevre ülkelere Beylikdüzü’ne gidermiş kadar kolay gidebiliyorsunuz. Biz ise İstanbul’dan Ankara’ya gitmek için önce Pendik’e gidiyoruz. Avrupa ülkelerine gidiş ise kağnı hızındaki trenlerle gerçekleşiyor. Tabi eğer Edirne’ye kadar varabilirseniz. Üzülerek söylemeliyiz ki tren yatırımları ülkemizde çok geride.

Metro ve Otobüslerdeki ödeme sistemleri: Kıskanıyor olabilir

BVG adlı kurum tarafından yönetilen Berlin’in metro ve otobüslerine binmek için fiziki kağıt biletler alıp, onu damgalatarak yolculuğunuza başlıyorsunuz. Metrolara ve otobüslere eliniz kolunuz sallayarak da binebilirsiniz ama eğer bilet almamış ya da o bileti damgalatmamışsanız ceza ödemek zorunda kalıyorsunuz. İstanbul’daki gibi İstanbulkart okutarak turnikeden geçme ya da Türkiye’deki bazı şehirlerdeki gibi kredi kartıyla temassız ödeyerek geçiş gibi hizmetleri görmek mümkün değil. Bu konuda oldukça geri kalmış da diyebiliriz ya da halkına çok güveniyorlar da diyebiliriz. Bizde böyle bir şey olsa bilet almadıkları yetmiyormuş gibi teftiş eden görevlileri de geç saatlerde tartaklayabilirler. Belki aynısı burada da yaşanıyordur tabi bilemeyiz.

Ek olarak BVG Mobil uygulaması ile online bilet alabildiğinizi de söylemeliyim. Bu konuda Almanları kıskanmalıyız çünkü hala İstanbulkart’a online bakiye yükleme yok.

Temassız Ödeme – Kredi Kartı: Kıskanıyor

Almanya tahminlerimin altında kalarak, kredi kartı ödemeleri konusunda oldukça geri kalmış durumda. McDonald’s, KFC gibi büyük franchise şirketler dışında kredi kartıyla ödeme yapmak neredeyse imkansız. Çoğu mekanda POS cihazı bile yok, olanlar ise en az 1 Euro’luk satın alım yapmanız gerektiğini söylüyorlar. Eğer kredi kartınıza güvenip geliyorsanız haberiniz olsun, o kirli nakit Euro’lara elinizi sürmek zorunda kalacaksınız.

Temassız ödeme konusunu hiç söylemiyorum bile. Bu konuda geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin lider ülke olduğunu duyduğumda bunu bir PR çalışması zannetmiştim ama düşününce gerçekten iyi seviyedeyiz. Tabi İngiltere kadar değil :) Bu konuda Amerika ve İngiltere’den sonra biz geliyor önde olabiliriz. Ah bir de keşke Apple Pay olsa…

Bankacılık uygulamaları: Kıskanıyor olabilir

Bankacılık uygulamaları konusunda da Türkiye’yi kıskanıyor olabilirler. Çünkü Türkiye’deki bankalar gerçekten çok iyi işler çıkararak çoğu işlemi internet üzerinden yapılabilir hale getirdiler. Almanlarda da, bizdeki Enpara gibi N26 adında şubesiz bankacılık girişimleri var ama ne kadar işlevseller bilemiyorum. Paypal’ın yasak olduğu bir ülkenin vatandaşı olarak bu konuda ne söylesem komik olacak tabi, neyse…

View this post on Instagram

#Berlin 🤭🇩🇪👀

A post shared by Fatih Özdemir #Fozdemir (@fozdemircom) on

Bisikletle ulaşım: Kıskanmıyor

Bu konuda bırakın Türkleri, hiç kimseyi kıskanmıyor olabilirler. Berlin’de her yerde ayrılmış bisiklet yolları var ve Nextbike, Limebike, Donkey Republic, Mobike, Byke ve Ldil Byke gibi servisler mobil uygulama üzerinden anında düşük fiyatlara bisiklet kiralamanızı sağlıyorlar. Bisikletler öyle sadece istasyonlarda değil, şehrin her yerinde. Yani yolun ortasında birçok farklı markaya ait bisikletler var ve üzerindeki barkodu tarayarak kiralamayı başlatabiliyorsunuz. İneceğiniz zaman ise yapmanız gereken tek şey istasyon şartı olmadan, kurallara uygun yerlere bisikleti bırakmak ve kilitlemek. Sistem otomatik olarak bisikleti nerede bıraktığınızı anlıyor ve ona göre işlemleri sağlıyor. Londra’da bile bu dock-free bisiklet sistemlerine çok dikkat etmemiştim. Berlin bu konuda gerçekten bir cennet. Zaten yollarda daha çok bisiklet trafiği görebiliyorsunuz :)

İstanbul’da ise istasyonlu bisiklet hizmeti İsbike, Zeytinburnu ve sahiller gibi pilot bölgelerde yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlasa da, istasyona bırakma zorunluluğu hala sistemi başarılı kılmıyor. Ve bisikletlerin istasyondan çıkmama gibi sorunları da bulunuyor. Halkın hor kullanması ise cabası.

Berlin‘de ise bu konuda özgürlük var. İstediğin yerden al, daha sonra istersen evinin kapısına bırak…

Tuvaletler: Kıskanıyor

Diğerlerine göre garip bir başlık oldu kabul ediyorum ama evet Almanlar bizi tuvalet konusunda da kıskanıyor olabilirler. Şehrin neredeyse her yerinde, McDonald’s‘ı AVM‘si farketmiyor, tuvaletler ücretli. Bu gerçekten çok saçma bir durum ama şehirde her tuvaletten ücret alıyorlar. Bu konuda İstanbul’u kıskanıyor olabilirler. En azından bizim AVM’lerde ve restoranlarda tuvaletler ücretsiz :)

Türk Döneri: Kıskanmıyorlar

Almanlar İstanbul’da satılan Türk dönerini kıskanmıyorlar çünkü gerçekten Almanya’daki sebzeli dönerler daha lezzetli :) Sağolsunlar gurbetçiler dönerin en iyisini burada keşfetmiş ve satıyorlar. En meşhuru dedikleri Kreuzberg‘deki Mustafa’s Gemüse’nin önünde gerçekten yaklaşık 1 saat döner kuyruğu bekledik. Biz kendi dönerimiz için Almanları kıskanabiliriz :)

Alışveriş Merkezleri: Kıskanıyorlar

Bu biraz göreceli kavram ama alışveriş merkezi konusunda da Almanlar bizi çeşitlilik açısından kıskanıyor olabilir. İstanbul’da 100’ün üzerinde büyük ölçekli modern alışveriş merkezi ve dünya markalarının olduğunu düşünürsek bu konuda İstanbul önde görünüyor. Alışveriş merkezlerinden nefret edenler şuan bu yazdığımı doğru bulmayabilir ama objektif olarak bakarsak İstanbul bu noktada erişilebilirlik açısından daha gelişmiş durumda. Hatta en gelişmiş Avrupa şehri diyebiliriz, bence rakibi yok :)

Uluslararası zincirler açısından bakarsak Starbucks sayısı bakımından zaten İngiltere‘den sonra Avrupa ikincisiyiz. Artık köyleriyle meşhur şehirlerimizde bile Starbucks zincirleri açılıyor. Ve onun gibi daha birçok marka. Berlin’deki McDonald’s sayısı bile oldukça az. Burger King‘i ise iki tane gördüm desem yeridir. E tabi bunlar yok ama onların yerine birçok özel butik restoranlar var ve dünya mutfaklarından özel yemekler sunuyorlar. Ama yine de bana Londra kadar başarılı gelmedi.

Yeşil Şehir: Kıskanmıyor

Şehir merkezleri bazında yaklaştığımızda Almanlar bizi yeşil doğa konusunda kıskanmıyorlar. Berlin neredeyse Orman’ın içine kurulmuş diyebileceğimiz kadar yeşil bir şehir ve şehir merkezine çok yakın alanlarda doğal parkları ve gölleri bulunuyor. Bu noktada bizim bırakın Almanya’yı tüm Avrupa’yı kıskanmamız gerekiyor zaten.

Geri Dönüşüm: Kıskanmıyor

Almanlar bizi geri dönüşüm konusunda da kıskanmıyorlar. Aslında geri dönüşüm adına onlar kadar biz de çok şey yapmaya başladık ama onlarda bu hamle biraz daha halk bazına inmiş durumda. Örneğin geri dönüşümlü depozitolu pet/cam şişe satın aldığınızda, bunları marketlerdeki cihazlara atarak şişe başına 0,25 Euro ödeme alabiliyorsunuz. Bu parayı alışverişinizde kullanmak ya da nakit olarak iade alabilmek mümkün.

Herhalde bu sistem Türkiye’de olsa sokakta bir tane bile çöp kalmazdı diye düşünüyorum :)

Özetle;

Almanların bizi kıskanacakları konusunda basitçe bahsedeceklerim bu kadardı. Olası bir Berlin ziyaretinizde veya Almanya’da yaşama planınızda bu detaylara göz atmayı unutmayın. Eğer kıskanıp kıskanmadıklarıyla ilgili başka merak ettikleriniz varsa lütfen yorumda belirtin, onları da eğer hakkında yorum yapabilecek kadar biliyorsam ekleyeyim.

Genel olarak baktığımda Berlin’i diğer Avrupa şehirlerine göre çok aşırı beğenmedim ama çok da kötü bir yer değil tabi. Tanıdıklar olmasa tekrar ziyaret eder miydim bilmiyorum açıkçası, 3-4 günde çoğu yerini gezerek tamamlayabildim zaten.

Bir sonraki yazımda Londra bazında İngilizlerden bahsedeceğim ve onların bizi kıskanıp kıskanmadıklarını analiz edeceğim :)

View this post on Instagram

#berlin #reichstag 🇩🇪

A post shared by Fatih Özdemir #Fozdemir (@fozdemircom) on

Danke ;)

Yazar: Fatih Özdemir