Fozdemir Blog
Anasayfa > Oturduk Konuştuk > Behzat Uygur ile Türk Tiyatrosu üzerine…

Behzat Uygur ile Türk Tiyatrosu üzerine…

Türk halkının çok sevdiği Süheyl ve Behzat Uygur kardeşlerden Behzat Uygur ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdim.

closeBu yazı 2 yıl 10 ay 12 gün önce yayınlanmış olduğundan güncelliğini yitirmiş veya içeriğindeki bilgilerin geçerliliği kaybolmuş olabilir. Eğer yanlışlık olduğunu düşünüyorsanız lütfen bana ulaşın!

Şahane Pazar‘larımızı süsleyen, başarılı oyunculuklarıyla ve sempatileriyle Türk halkının çok sevdiği Süheyl ve Behzat Uygur kardeşlerden Behzat Uygur ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdim.

İstanbul Kavacık’ta sıcak bir öğle saatinde yaptığımız söyleşi uzun ve bir hayli keyifli oldu. Behzat Uygur ile tanışmak gerçekten de çok keyifliydi. Okuduğunuzda zaten neden keyif aldığımı göreceksiniz :)

Not: Röportaj 2012 yılına aittir.

Fatih Özdemir/ Behzat Uygur nasıl bir kişiliğe sahiptir? Ekranda gördüğümüz gibi her yaşta çocuk kadar neşeli midir?

Behzat Uygur/ Genel olarak gülmeyi ve eğlenmeyi severim. Ama tabi hayatımın her saniyesinde gülüp eğleneceğim diye bir iddiam yok. Ama hayata pozitif bakmayı seviyorum. Çünkü bu beni daha da genç tutuyor diyebilirim. Bu kadar ciddi bir dünyada kendimizi eğlendirebilecek anıları kendimiz yaratabilmeliyiz diye düşünüyorum. Kendimi bildim bileli, çocukluğumdan beri kendimi mutlu etmek için böyle bir yöntemim vardı. Okul yıllarımda, turnelerde kaldığımız otel odalarında eğlenirdim. Yani hayata mizahi yönde bakmanın faydalarını gördüm. Fakat çok ciddi meselelere de mizahi yönde bakamıyorsun tabiki. Ama bu durumlarda mizaha yaklaşmak bünyeye iyi geliyor diye düşünüyorum :) Tabiki bu da yaklaşabildiğimiz kadar mümkün oluyor.

Fatih Özdemir/ Gerçekten de, ekranlarda eğlendiriyorsunuz bizleri. Küçüklüğümden hatırlıyorum. Şahane Pazar’ı yüzünden babama televizyon bile izletmezdim. O derece seviyorduk.

Behzat Uygur/ Gerçekten de tepkiler de öyle. Geçen günlerde Twitter’da “Şahane Pazar” tekrar başlatılsın diye tweetler gelmeye başladı bana. Çünkü sizin kuşak “Şahane Pazar“ı izleyerek büyüdü. Genç arkadaşlarla konuşurken ilginç diyaloglarda geliyordu tabi. Örneğin; küçük bir çocuk “Abi; annem ve babam bana büyüyünce ne olacaksın diye sorunca, Şahane Pazar’da yarışmacı olacağım diyorum” dedi :) Bundan dolayı Şahane Pazar kimliklerimiz daha da eğlenceli olması gerekiyordu. Sonuç olarak o bir müzik-eğlence programıydı. Eğlendirdiğimiz için mutlu oluyoruz tabiki. Şahane Pazar 10 yıl aralıksız aynı kanalda, sonrasında da 4 yılda ayrı ayrı kanallarda yayınlanan bir televizyon programıydı. Biz yayına geçtiğimiz zaman programı haberlerden alıyorduk. Haberlere baktığımız zaman, o dönemde pek iç açıcı şeyler bulunmuyordu. Hatta savaşların naklen yayınlandığı bir dönemde bile biz eğlence programı yapmaya çalıştık. O koşullarda insanları eğlendirmek hakikaten zordu. Kendi psikolojimiz açısından da zordu. Çünkü gazeteleri açtığında savaş ve terör olaylarıyla ilgili kötü haberleri okuyorduk. Ve bu koşullarda insanların biraz nefes almasını sağlamak bize görev oldu zaman zaman ne yazıkki. Oraya çıkıp program yapmak zor olsa da, biz görevimizi iyi yaptık diye düşünüyorum.

Fatih Özdemir/ Peki bunun fikri nerden çıktı. Böyle bir şey düşünüyor muydunuz?

Behzat Uygur/ Hayır böyle bir düşüncemiz yoktu. Televizyona pek sıcak bakmıyorduk hatta. Televizyonla ilgili bir çok teklif geldi Süheyl ile bize ayrı ayrı. Bu fikir ise Cem Özer’den çıktı. İzmir’de Boynuz Kulağı Geçince oyununu oynuyorduk. Ve bizim İzmir’de Cem ile kaynaşmamızdan ve karşılıklı diyaloglarımızdan sonra siz bir televizyon programı yapmalısınız diye bize söyledi. Ve bir gün onun gösterisi bittiğinde, o gününü ayırıp bizim oyunumuzu izlemeye geldi. Ve oyunu ayakta alkışladı. Bir sonraki gün İstanbul’a döndüğünde, zaten yapımcı Fatih Aksoy’la bir eğlence programı için sunucu arıyorlarmış, bundan dolayı bizi önermiş. Fatih Aksoy’da İzmir’e geldi. Sonra İstanbul’daki bir görüşmemizde; eğer biz tiyatro alışkanlıklarımızı kullanabileceksek varız, eğer statik bir sunuculuk aranıyorsa bizim olmamız uygun olmaz diye düşündük. Ve Şahane Cumartesi olarak başladık. Ve sonraki yıllarda Şahane Pazar olarak devam ettik. Yani fikir Cem Özer’den çıkmıştır.

Fatih Özdemir/ Çok iyi düşünülmüş bir projeydi. Aralara giren skeçleri dahi unutmuyoruz. Çocukluğumuzda tiyatro sevgisini aşılayan şeylerdi onlar.

Fatih Özdemir/ Babanızın tiyatral başarısının üzerinizde etkisi nasıl oldu?

Behzat Uygur/ Tabiki olumlu etkisi oldu. Nejat Uygur gibi bir ustanın çırağı olmak, o ustanın tiyatrosunda bulunmak (oğulları olmanın yanı sıra) ciddi bir sorumluluk yüklüyordu. Ama bu bizi hep daha iyisine sürükledi. İşe olan saygımızı biraz daha arttırdı. Ve tiyatronun ne derece ciddi bir iş olduğunu bir kez daha onun sayesinde öğrendik. Ustadan öğrendiğimiz bir diğer önemli şey de tiyatronun sadece İstanbul, Ankara ve İzmir’den ibaret olmadığı, Türkiye’yi karış karış gezmemiz gerektiğiydi. Tabi o Nejat Uygur’dur, bir tanedir. İkinci bir Nejat Uygur olmayacak. O yüzden biz de kendi mahallemizde Süheyl ve “Behzat Uygur Tiyatrosu” olarak ustadan öğrendiklerimizle bayrağı aldık. Umarız bizden sonra da bu bayrağı taşıyanlar olur.

Fatih Özdemir/ Anneniz de tiyatroyla ilgileniyor. Sanatla ilgilenen bir evebeyne sahip olan insan sanatla ilgilenir kanısı sizce de doğru mudur?

Behzat Uygur/ Evet, böyle bir şey vardır. Ama biz 5 erkek kardeşiz. Sadece ikimiz sahnedeyiz. Birisi müzisyen oldu. Diğer ikisi sahne üzerinde olmadı, zaman zaman denemeler yapsalar da. Tabiki ister istemez içinde bulunduğun ortamdan etkileniyorsun. Ama bu inan bana zorla olacak iş değil. Yani benim babam tiyatrocu, ben de olmalıyım denemez. Süheyl ile ben kendimizi kuliste bulduk. Yer gösterdik, gazoz sattık, dekor taşıdık… Ama herkeste aynı şey olacak diye bir kural yok. Zorla olacak bir şey değil.

Fatih Özdemir/ Peki aileden herhangi bir zorlama gelmedi değil mi?

Behzat Uygur/ Hayır, kesinlikle gelmedi. Hiçbir zaman bu olmadı. Ne isterseniz o olun sistemi vardı. Ben de çocuklarıma bu sistemi uyguluyorum. Ama tabi en önemlisi okulunu okumalarıdır. Biz konservatuvar okumadık. Ama zaten usta-çırak ilişkisiyle giden, alaylı diye tabir ettiğimiz bir sistemle, Nejat Uygur Konservatuvarından mezun olduk :)

Fatih Özdemir/ Peki kardeşiniz Süheyl Uygur ile sürekli yan yana mısınız? Biz hep sizi yan yana gördük çünkü.

Behzat Uygur / Her gün değil tabi.

Fatih Özdemir/ Evet zaten Mesut Yar’ın programında bunu belirtmiştiniz zaten, izlemeyenler için tekrar sormak istedim.

Behzat Uygur/ Turnelerden dolayı zaten hayatımızın önemli bir kısmını birlikte geçiriyoruz. Ayrıca iş olmadığı günlerde kendi sosyal çevremizle de vakit geçiriyoruz. Çünkü Süheyl ile yan yana olduğumuzda tatilde de olsak sürekli iş konuşuyoruz.

Fatih Özdemir/ Diğer kardeşlerinizi ekranda göremedik. Bu onların seçimi miydi?

Behzat Uygur/ Bu hiç bir zaman doğru değil bence. Mesela çocuklar geliyorlar, onlara hedeflerini sorduğumda hedeflerini “Dizi oyuncusu olacağım” diye koyduklarını gördüm. Bu hedefi doğru görmüyorum. Önce dizi oyuncusu olman için tiyatrocu olman, eğitimini alman lazım. Bu yan hedef olmalıdır. Onlarda oyuncu olmadıkları için böyle bir şey düşünmediler. Ne vasıfla televizyona çıksınlar ki?

Fatih Özdemir/ Ama maalesef günümüzde bu durumda olup da televizyonda gördüklerimiz de var.

Behzat Uygur/ Ne yazıkki var. Her dalda var.  Yani adam futbol yorumcusu olayım diyor, siyasi programlara tartışmacı olarak katılayım diyor. Çünkü bunlarla ilgili herkesin bir fikri var. Ama bu öyle kolay değil. Öncelikle bir ekran ışığının olması, konuştuğun zaman herkese kendini dinletebilme yeteneğine sahip olmalısın. O masa başında konuşmakla aynı şey değil. Başka bir eğitim gerekir. O yüzden benim diğer kardeşlerim bunu düşünmediler bile. Çünkü böyle bir hedefleri yok. Bana şimdi diyorlar ki “Sinema filmi neden çekmiyorsun?” Hayır çekmiyorum. Çünkü hedefim değil. Senaryolar geliyor, eğer çok beğenirsem belki, ama hedefim olmadığı için pek düşünmüyorum.

Fatih Özdemir/ Az önce konuştuk ama sormayı unuttum. Şahane Pazar tekrar geri gelecek mi?

Behzat Uygur/ Çok istek var aslında. Yolda gördüğümüz insanların sorduğu iki sorudan birisi “Baban nasıl?” diğeri de “Şahane Pazar geri dönecek mi?” sorusu. Zaman zaman yapmayı düşünüyoruz. Yıllarca Türkiye’nin en iyi müzik-eğlence programını yaptık. Bu konuda hiç mütevazi davranmayacağım :) Türkiye’nin en iyisiydi. Şimdi yeniden yaptığımızda onun üzerine bir şey koyamadığımızda seyirciye ayıp etmiş oluruz. Ve televizyonların genel müdürlerinin de buna hazır olması gerekir. En azından bir diziye ayırdığı bütçeyi, müzik eğlence programına ayırırsa, prodüksiyon olarak biz de istediklerimizi yapabiliriz. O yüzden bu şartlar oluşmazsa, böyle bir şey düşünmem. Üzerine bir şey koymak gerekir. Hatta geçen gün espirili bir şekilde yazdım. Belki “Şahane Pazar Veda” diye bir şey yapabiliriz diye :) Belki olabilir, ama ben daha yeni şeyler yapmak istiyorum. Şahane Pazar’dan sonra bir çok yarışma programı sundum. Buzda Dans, Korolar Çarpışıyor, Güzel ve Dahi, Şarkı Söylemek lazım gibi… Bunlar hep yeni bir şeyi denemek ve yapmak oldu benim için.

Fatih Özdemir/ Peki turnelerde gitmediğiniz iller kaldı mı hala?

Behzat Uygur/ Evet kaldı bir iki tane. Doğuyu bayağı dolaştık ama gitmediğimiz yerler kaldı hala. Oranın tamamını dolaşmak istiyoruz. Özellikle de o bölge de turne yapmak isteriz. Türkiye’nin çoğu yerine gitmişimdir diyebilirim il bazında, hatta ilçe bazında da diyebiliriz.

Fatih Özdemir/ Peki buralarda ilgi çekici bir hikaye oldu mu acaba? Bizimle paylaşabilir misiniz?

Behzat Uygur/ Çok oldu tabi. İnsanları çok iyi tanıdık turnelerden dolayı. Bunlar mesleki açıdan çok iyi oldu tabi. Mesela son zamanlarda “Adana anılarım” diye her gün bir tweet atmaya başladım :) İnanılmaz bir zenginliğe sahip Adana. Mesela Adanalıların bir konuşması vardır (Ben de Adanalıyım biliyorsun) İşte bir taksi şoförü en son düz yolda giderken, sağdaki adam da park etmiş arabasını, taksi şoförü sağa sapmak için hamle yaptığında, öbür araba da hareket etti ve araç bizim taksiye çarptı. Bizim şoförde çıktı ve “Ya gardeş hem dürüyün, hem gidiyün” dedi :) Öyle güzel anlattı ki aslında. Yani İstanbul’da olsaydı bu olay. İşte “Ya kardeşim sen birden bire hareket ettin, ben duracağını sanıyordum. İşte o yüzden de ben sana çarptımda felan…” derken uzun uzun anlatacağı şeyi, bizim Adanalı arkadaş kısaca anlattı ve öbür taraf da çok rahat anladı :)

Fatih Özdemir/ Tabi bunun daha beteri de varmış. Okan Bayülgen bir programında bahsetmişti. Trabzon Uzun Sokak’tayken iki araç ufak bir sürtüşme yaşanmış. “İstanbul’da olsaydı bakarlardı, eğer ağırsa duruma göre kavga ederlerdi” dedi. Ama orda adamlar sorgusuz sualsiz kapılarını açıp birbirine ateş etmişler :)

Behzat Uygur/ Ya aslında bu tip olaylar İstanbul’da da yaşanabilir. Hatta daha fazlası da yaşanabilir. Okan bu durumda biraz yanılıyor. İstanbul’da da arabadan iner inmez silahların çekilebilir.

Fatih Özdemir/ Tabi o ordaki anısından bahsetmiş. Her yerde de yaşanabilir aslında. Ben de Karadeniz’de okuduğum için insanının sinirli olduğunu ve silaha düşkün olduğunu biliyorum :)

Behzat Uygur/ Tabi Karadeniz insanı silahı sever. Hatta onla ilgili bir şey var. Fıkra mıdır, gerçek midir bilmiyorum ama. Rize Emniyet Müdürlüğü’nde Karadenizli arkadaşımız belinde silahla içeriye girerken silahın ruhsatını sormuşlar. O da “Verduniz mu da, isteyirsunuz” demiş :) İlginç geldi bir hayli.

Fatih Özdemir/ Tabi. Öyle Karadeniz efsanesi çok var :)

Klasik bir soru olacak ama, Türkiye’deki tiyatro sektörü hakkında neler düşünüyorsunuz? İstenen düzeyde mi?

Behzat Uygur/ Vallahi istenen seviyede olduğunu söyleyemem. O seviyede olması için Türkiye’nin her yerinde bütün salonlarda oyunların kapalı gişe oynanması gerekiyor. Haftada bir gün değil, her gün oynanması gerekir. 80’li yıllardaki gibi dolması lazım. Bütün bunlar oluşmadan istenen düzeye gelmez seyirci anlamında. Belki eskisine nazaran daha çok kültür merkezi ve tiyatro salonu açıldığı doğrudur. Fakat bu salonların işlevinin ne kadar düzgün olduğu tartışılır. Yerel yönetimler bu binaların yapımını, tiyatro salonu mimarı olmayan kişilere veriyorlar. Onlar da ne akustiğini düşünüyorlar, ne kulisini düşünüyorlar… Tamamen plansız yapılıyor yani. Ama biz yeri geldiğinde düğün salonlarında tiyatro yapmış insanlar olarak buna da razıyız. İstasyonlarda, havalimanlarında ve reklam panolarında tiyatro afişleri görürsek eğer, ve insanlar bu afişleri alıp, akşamına tiyatroyu izlemeye giderlerse. Belki o zaman istenen seviyeye gelinebilir.

Fatih Özdemir/ Ama tabi şu da var. Ben biraz o konuda yakınayım sizlere. Özel tiyatroların oyunlarında çok fahiş fiyatlar var.

Behzat Uygur/ Tabi biz de şikayetçiyiz bu durumdan. Çünkü bu oyunun prodüksiyonuyla ilgili bir şeydir o. Zaten %18’i vergiye gidiyor. Geriye kalan para; salon parası, oyuncu parası, dekor, teknik personel, reklam ve gazete ilanı giderlerine kullanılıyor. Zaten geriye bir şey kalmıyor tiyatrolara. Bizim Süheyl ve Behzat Uygur Tiyatrosu devlet yardımı almayan bir tiyatro. Yani biz istemedik ve reddettik. Çünkü biz dedikki devlet bize para vermesin. Tiyatroların vergi sorununu halletsin ve biz de fiyatları düşürelim ve daha çok seyirci gelsin istiyoruz. Bizim oyunlarımızın fiyatları normalden düşüktür. Çünkü hedef kitlemizin orta halli izleyiciler olduğunu biliyoruz. O yüzden özel tiyatrolar pahalıya bilet satıyorlar. Bundan dolayı devlet tiyatroları ve özel tiyatrolar arasında haksız bir rekabet var. Fakat buna rağmen özel tiyatrolar daha çok iyi iş yapıyor diyebilirim.

Fatih Özdemir/ Peki bu son dönemlerde ekranlarda güzel tiyatral programlar oluyor. Özellikle BKM Mutfak ekibi gibi veya Komedi Dükkanı gibi.

Behzat Uygur/ Mutfağın yaptığı işi çok beğendim. Tolga’nın yaptığı işi hatta daha çok beğendim. Çünkü onda bizim geleneksel tiyatrodan esintiler fazlasıyla vardı. Kavuklu ile Pişekar espirisini yönetmen ve bir oyuncu olarak görebiliyoruz. Geleneksel tiyatroda muhavere dediğimiz şeyi ekranda görmek müthiş bir şey. Ben o işleri çok beğendim.

Fatih Özdemir/ Zaten tekrar başlatacakmış

Behzat Uygur/ Başlatmalıdır da zaten, hatta bitirmemeliydi de. Ama bir şeyler depolamak için ara vermek de doğruydu onun için. Tabi turnelere de çıkmalılar diye düşünüyorum.

Fatih Özdemir/ Tiyatroya meraklı gençler var. Ben de bir zamanlar çok meraklıydım fakat şimdi biraz daha medya sektörüne daldım. Gençlere önerileriniz nelerdir?

Behzat Uygur/ Mutlaka okulunu okumalılar. Ben okumadım ama yine de özel eğitimler almaya çalıştım. Şahika Tekant ile özel eğitimler aldım. Tekniklerini öğrenmek için gittim ve üşenmeden Şahika Tekant’ın kurslarına katıldım. Burada usta-çırak ilişkisinde öğrendiğim şeylerin isimlerini öğrendim. Ama yeni gençler mutlaka okulunu okumalılar. Ve çok sevmeliler. Hedefleri de “tiyatrocu olmak” olmalıdır. Hemen konservatuvarı bitirip bir diziye atlayayım gibi düşünülmemelidir. Ve de dünyayla ilgili haberleri takip etmeliler. Günümüz gençleri ne yazıkki Twitter’dan öğrendikleri kadarıyla dünyayı takip ediyorlar. Bence gezerek ve görerek takip edip, öğrenmeliler. Babam bana şunu söylemişti. Eğer iyi bir tiyatrocu olmak istiyorsan, yeri geldiğinde denizaltının bile nasıl çalıştığını öğrenmelisin!

Fatih Özdemir/ Fakat ben onların şevklerinin kırıldığını düşünüyorum. Çünkü çok emek sarf edenler var. Ama görüyoruz ki hiç emek harcamadan kendini bir dizide başrol oyuncusu olarak bulan arkadaşlar da var. Onları görünce şevkimiz de kırılıyor ne yazıkki

Behzat Uygur/ İşte bu hayat biçimi. Bir şanstır. Hatta tiyatrocu bile olmadan kendini dizilerde bulanlar da var. Ama o da onların şansı. Onlara da kızmamak lazım. Ve de kıskanmamak lazım. Ben hiç kıskanmadım. Kıskandığım şeyler de kendimi daha da geliştirmem için olan şeyler olmalı. Eğer öyle olmasaydı ben de Ali Ağaoğlu’nu kıskanırdım :) Ya da Facebook’u kuran çocuk, ismi…

Fatih Özdemir/ Mark Zuckerberg

Behzat Uygur/ Evet. Mesela onu kıskanmalıyım :)

Fatih Özdemir/ Peki dizi olarak beğendiğiniz ve izlediğiniz bir çalışma var mı?

Behzat Uygur/ Vallahi ben en son Asmalı Konak’ta kaldım :) Asmalı Konak çünkü Türk televizyon tarihinde çok başarılı bir diziydi. Sinemada pek başarılı olamadı bence. Ama çekim tekniği olarak çok emek harcanan bir işti. Tüm bölümlerini takip edemesem de kaçırmamaya çalışıyordum. Çoğu diziye ara ara bakarım, ama bağımlı olarak takip etmiyorum. Zaten vakit olarak da o kadar vaktim yok. Hangilerinin popüler olduğu konusunda fikrim var. Bir de bir şey izlediğimde ben orada yapılan hataya tahammül edemiyorum. Belki de mesleki bir şey bu. O yüzden bir dizide mesela aynı kostüm firmasındaki aynı giysileri oyunculara farklı renklerde giydirildiğini görünce  o diziden soğuyorum. Çünkü biliyorum ki sanat grubu üşenmiş ve kostümleri aynı firmadan almış.

Behzat Uygur/ Tabi senin bulunduğun sektörün gidişatı çok parlak. Siz tabi daha çok Sosyal Medya iletişimcisi olacaksınız. Rekabet derdi çok olacak ama işiniz eski bilişimcilere göre daha kolay olacak. İşin kolayına kaçmayarak, araştırarak daha iyisini çıkartmanı öneririm.

Fatih Özdemir/ Ben de bir bilişimci adayı oldum sayılırım. Sektör hakkında neler düşünüyorsunuz?

Fatih Özdemir/ Blog sitelerinde beklentiniz var mı? Hepsi bir sıradanlık mı var sizce?

Türkiye’de bir şey var. İyi olan bir şeyin taklidini yapmakta üstümüze yok. Bizde bir komedyen çıkıyor mesela Cem Yılmaz çıkıyor, on numara. Sonra arkasından çok Cem Yılmaz görüyoruz. Kostümleri, duruşu, konuşması, esprileri bile aynı. Nejat Uygur bir tanedir. Ondan bir tane daha olmaz. Örneğin; Osmanlı ile ilgili bir dizi çıkıyor. Arkasından hemen aynı tip başka bir dizi daha çıkıyor. Yani bu olmaz. Dizilerde de böyle. Bir dizide tecavüz edilmeye başlandığında, diğer dizilerde de tecavüz sahneleri görmeye başlıyoruz, gibi. Bir kolaycılık var. Bu yüzden farklı olmak, kötü olsa da bildiğini yapma taraftarıyım. Sen bir farklılık koy. Bloglarda da böyle bir durum söz konusu tabi.

Bu uzun ve keyifli röportaj için beni kırmayan değerli abim Behzat Uygur’a çok teşekkür ederim :)

Fatih Özdemir / 2012

8 yorum

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: