Blog yazarak paraları nasıl götürdüm?
Bu yazıyı paylaşın:

Blog yazarak paraları nasıl götürdüm?

SAMSUNG CSC
Bu yazıyı paylaşın:

Para deyince nasıl da tıkladınız değil mi? :) Blog yazmanın mesleğe dönüştüğü bu günlerde arkadaş çevrem de dahil olmak üzere çoğu insan bloggerların parayı vurduklarını düşünüyor. Peki her şey göründüğü gibi mi bir bakalım. Bu yazıda sizlere altın gibi tüyolar vereceğim.

Öncelikle belirteyim, blog yazarlığı zannettiğiniz gibi Türkiye’de çok para kazandıran bir iş değil, eğer bir Buse Terim değilseniz. Benim de babam Fatih Terim olsaydı, benim de blogumun back-end tarafıyla bir reklam ajansı, hatta bir ekip ilgilenseydi ve ben sadece içeriğe yoğunlaşsaydım 1 yılda Türkiye’nin Blog kralı olurdum zaten :) Ama orta halli bir aileden gelen ve kendi ayakları üzerinde durmayı başarmaya çalışan girişimci bir gencim ve durumum da ortada.

Blog yazmanın Türkiye’de maddiyattan çok manevi değeri oluyor. Blogum sayesinde aldığım davetlerin, girdiğim ortamların ve tanıştığım insanların haddi hesabı yok. Özellikle İstanbul’da olan bir blog yazarıysanız şansınız daha da yüksek. Girdiğim her ortamda “Fozdemir” kelimesine aşina olan insanları görmek ve onların ilgisini kazanmak daha değerli bir olgu benim için.

Zaten blogunuza para makinesi gözüyle bakarsanız yaptığınız işin bir değeri kalmaz. Fozdemir Blog’da reklam var evet. Çünkü bloguma çok zaman ayırıyorum, özellikle geceleri sabahladığım da oluyor sık sık. Bloguma ayırdığım vakti bir işe harcasaydım bayağı gelirim olurdu. Ama ben o zamanı bloguma harcıyorum. Aldığım reklamlar ise harçlıklarım olmuş oluyor. Bir yandan da markaları takipçilerime ulaştırarak yeni bir reklam pazarı da oluşturmuş oluyorum.

Blogunuzun popülaritesi ve faaliyette olduğu yıl süresi arttıkça, gelir de aynı orantıda artmaya başlıyor. Tabi her blog yazarı yüksek gelirler kazanacak diye bir kaide yok. Şimdi o konuya değinmek istiyorum biraz.

Blogunuzdan para kazanmanın yolu, iyi içerik yazmaktan geçer de diyemeyeceğim. Yazdıklarıma, özellikle eski yazılarıma baktığımda çoğunu silmek zorunda kalıyorum. Çünkü çoğu çocukluk dönemime denk gelmiş ve oldukça vasat bir dilde görünüyorlar. Eski yazıları temizlediğim için blogumda çok bol içerik yok. “O zaman bu markalar bloguma neden reklam veriyor, ziyaretçin nereden geliyor?” diye soracaksınız.

İşte bu noktada işin içine PR giriyor. Yani Public Relations, yani Halkla İlişkiler. Kısacası blogumu satabiliyorum.

Türkiye’de birçok blog yazarı var, ki çoğu benden daha fazla yazı yazıyor ve daha çok ilgi çekici içerikler üretiyorlar. Ama gelir noktasına gelince biraz yalpalıyorlar. Bunun da sebebi bloglarını markalara satamamaları.

Markalar ve onlar adına çalışan reklam ajansları kaliteli yazım diline sahip, dış görünüşü güzel bloglara önem verir ve onları el üstünde tutar. Genelde onlar size teklifle gelir, ama bazen ben de onlara da teklif götürüyorum.

Fozdemir Blog’a baktığınızda kararlı bir duruşun hakim olduğunu fark edersiniz zaten. Çünkü bu hale getirmek için çok çalışıyorum. Markalar da bunu seviyor, çünkü diğer hazır tasarımlı bloglara göre fark ve tarz yaratıyor. Yani hazır tasarımlarla hazırlanmış, herşeyin çat pat yerleştirildiği, bilmemne.blogspot.com uzantılı bir blog sitesinin birkaç istisna dışında markalar tarafından kayda değer bir yanı yok. İstisnalar nedir diye soracak olursanız, ilki; ilgi çekici içerik.

Blog dünyasında en çok ilgi çeken blogların kadınlar tarafından tutulduğu, en çok blog okuyanların da kadınlar olduğu bir gerçek. Benim Fozdemir Blog’da modadan, makyajdan vs. bahsetme şansım yok. Moda, Makyaj, Magazin türü bloglar kötü bir tasarıma ve yazım diline sahip olsalar bile 1-0 önde başlıyorlar. Hep örneği aynı kişiden verdik ama bu noktada da Buse Terim öne çıkıyor. Moda ile ilgili yazdığı yazılar onu biraz daha trend haline getiriyor. “Ünlülerin gardroplarında ne tür giysiler var?” başlığı ne ilgi çekici değil mi?

Bir diğer örnek ise yabancılardan gelecek: Perez Hilton. Aman diyim Paris Hilton ile karıştırmayın. Kendisi ünlülere sataşa sataşa, onların magazinsel olaylarını yorumlayarak bayağı ün yapmış popüler bloglardan birisi. Konusuna bakın: Magazin.

Erkeklerin yazabileceği en ilgi çekici konular ise Teknoloji, Sosyal Medya, Seyahat ve Kültür olabilir. Teknoloji ve Sosyal Medya en çok rağbet gören kategori aslında, üstelik markalar da çok değer veriyor ama bu kategoride yükselmek biraz zor.

Seyahat blogları ise bu noktada çok özel bir konumda. Kendine has çok niş bir takipçi kitlesi var. Google’daki destinasyon aramalarının da kralları diyebiliriz. Türkiye’de çok iyi örnekler var bu konuda.

Erkeklerden ziyade daha çok yine kadınların rağbet gösterdiği bir kategori olan yemek bloglarını da araya sıkıştırayım. Oturup sabahtan akşama kadar yemek tarifi girerseniz bile yükselirsiniz. Yemek tariflerine olan talep oldukça fazla.

Şimdi erkeklere devam edelim. Erkeklerin yemekle ilgili yazabilecekleri en güzel kategori gurmelik. Kendini gurme olarak bahşeden bu yazarlar dünyayı dolaşıp sizlere dünya lezzetlerini ulaştırıyorlar. Oldukça da ilgi çekici aslında.

Reklam konusunda en şanslı olan bloggerlar Marka elçileri. Markalar çeşitli etkinliklere bu blog yazarlarını davet eder ve ürünlerini tanıtır. Ara sıra biz de çağrılıyoruz markalardan, ama kadınları  hedefleyen markaların bu tür davetleri daha fazla olduğu için erkekler olarak bu noktada yine üvey evlat gibi kalıyoruz. Fakat uyarayım, sıfırdan marka elçiliği yapmak istiyorsanız biraz zor. Bu işler daha çok networking’e de bakıyor. Yani çevreniz olması şart. Yoksa marka sizin düşüncenizi ne yapsın? :)

Her telden çalancıların ise işi hem kolay hem de çok zor. Bu durum belki hakaret kabul edilebilir diye örneğini vermek istemiyorum ama her telden çalan başarılı blog yazarları var.

Ben genelde blogların bir konu üzerinde yoğunlaşmasından yanayım, ama kişisel bir blogun sürekli aynı konu üzerinde yazması zamanla sıkıcı olabilir. Blog yazmaktan soğuyabilirsiniz. O yüzden tek bir ilgi alanınız yoksa, yazması size en çok keyif veren iki üç konu üzerine yoğunlaşabilir ve ziyaretçilerinizi bu ilgi alanında birer takipçiye çevirebilirsiniz.

Fozdemir Blog da aslında her telden çalan bir blog diyebiliriz. Ama sadece benim ilgi alanlarım konusunda her telden çalan bir blog. Sırf ziyaretçi çekmek için maç yorumları yapmıyorum mesela. Her gün sabit bir ziyaretçisinin olmasının sebebi ise arama motorlarından gelen ziyaretçi. “İnsanlar Google’da ne yazarak bana ulaşabilirler?” diye düşünürseniz, hiç bir yere reklam vermeden geniş kitlelere ulaşabilirsiniz.

Bir de sakın kibirli olmayın, ziyaretçinizi iyi tanıyın. Çok bildiğiniz bir konuyu ziyaretçiniz cahilmiş gibi yazarsanız onları ürkütebilirsiniz. İnsanlar sizin düşüncenizi merak ediyor, bir şey ispatlamaya çalışmayın, sadece bilgi verin. “Çok cahilsiniz, keşke ölseniz” yok!

Son olarak; siz siz olun, çenenizi düşürerek uzun uzun yazılar yazmayın. Benim yaptığımı yapmayın mesela :) Facebook haber akışını bile hızlıca geçildiği bir dünyada, uzun uzun yazılar okumasını bekleyemezsiniz. Çok da kısa olmasın tabi. Ölçüsünü bilirsiniz siz :)

Minik uyarı: Bu içeriği yazalı yaklaşık 2 sene geçti. İçindeki bilgilerin eskimiş olabileceğine karşı dikkatli olmanızı öneririm. Eğer güncel bir sorunuz varsa yorumda belirtmenizi rica ediyorum.
Bu yazıyı paylaşın:

Bağlantıda kalalım

Mail adresinizi bırakın, sizi son yazılarımdan haberdar edeyim. Söz, spam olmayacak :)

Takipleşelim :)

Merhaba, ben Fatih Özdemir: Burada; deneyimlerimi, seyahatlerimi, araştırmalarımı, beğenilerimi ve eleştirilerimi sizler için arşivliyorum.

Hakkımda bilgi almak için buraya tıklayınız. Eğer sosyal medya hesaplarımdaki paylaşımlarımı takip etmek isterseniz;