Blog yazarı nasıl olunur? Blog açma, para kazanma ve içerik taktikleri…

blog

Blog yazarlığında 10 yılı devirdim. Tabii bu demek değil ki 10 yılın tamamında dolu dolu blog yazdım ama oldukça tecrübe edindiğim dönemler oldu. Daha sonra hayat beni farklı yönlere kaydırınca biraz yazmaktan uzak kaldım ve işin teknik tarafına geçtim: Web sitesi kurma, performans ve SEO, yeni trendler, dijital marketing ve reklamFreelance olarak FozDigital şirketim üzerinden bu işlere odaklanmışken arada blog yazmaya da çalışıyorum.

Trendler her gün değişiyor… Eskiden bloglar çok fazla göz önündeyken; şimdi sektör biraz daha vlogger, Youtuber ve influencerlara kaydı. Hatta TikTok bile ayrı bir dünya olmaya başladı. Böyle bir ortamda hala blog açma kararı aldıysanız, doğru yerdesiniz :)

Bu yazımda sizlere sıfırdan bir blog nasıl açılır, hala açmaya değer mi, hangi platformu kullanmalı, ne kadar para yatırmak gerekir ve nasıl para kazanabilirim gibi detaylara yer vermek istiyorum. Blog deneyimimin üzerine son dönemde bir de YouTube videolarına ağırlık verdiğimden, ikisini de denemiş biri olarak bu konuda sizlere çok daha fazla bilgi verebilirim diye düşünüyorum.

Bu devirde Blog yazmaya başlamaya değer mi?

Bu sorunun bence cevabı kesinlikle evet. Çünkü herkes işin kolayına kaçtı ve özensiz bir şekilde Youtube ve Instagram ağırlıklı olmak üzere görsel içerik üretmeye ağırlık verdi. – (Özenli üreticileri tenzih ediyorum burada :) – Hesap açmak da oldukça kolay ve maliyetsiz… Özellikle Instagram’da keşfedilme olasılığınız çok kolay, ama sevilmeniz de bir o kadar zor; eğer harika bir fiziğiniz ve çekici bir karizmanız yoksa…

Bloglarda ise durum tam tersi; çünkü burada fiziğinizle ya da zengin hayatınızla değil, yazı yazma zekanız ile ön plana çıkarsınız. Bildiğiniz bir konu hakkında bildiklerinizi yazıp, internetin derin arşivine hediye edersiniz. Daha sonraları ise birileri Google’da araştırma yaparken sizin düşüncelerinize denk gelir ve belki bir gün birinin tezine kaynak bile olabilirsiniz (şahsen ben çok oldum :).

Yazdığınız bir blog yazısı 10 yıl sonra bile hala okunabilir ve rahat keşfedilebilir olur. Arama motorları yazınızı uzun yıllar üst sıralarda tutabilir. Teknik olarak temel SEO ayarlarınız da tam tamına uygun ve trendleri takip etmişseniz, sizi aşağı düşürmeleri oldukça zor. Youtube videonuz da keşfedilebilir belki evet; ama orada artık rekabet o kadar fazla ki, keşfedilme olasılığınız neredeyse çok düşük. Üstelik çektiğiniz videonun kalitesi de bunu etkilemiyor. Örneğin benim 4K yüklediğim bir videonun izlenme oranlarına etkisi neredeyse hiç olmadı. Onun yerine HD olan ve herkesin ilgisini çekebilecek bir videom daha fazla izlenme aldı. Bugün 5 dakikalık bir emekle çekilen TikTok videosu bile çok ciddi trafiğe sahip olabiliyor. Burada içeriğin ne olduğu ve ne kadar çok kişinin ilgisini çekebileceği çok önemli. Türkiye insanlar biraz daha gülmeye hasret olduğundan, güldüren videolar daha çok ilgi çekiyor ve izleniyor.

Blog açmanın değerli olup olmadığının kararı biraz da sizde bitiyor aslında ve biraz da sizi takip etmek isteyen insanların kim olduğuna… Blog yazmak zaman alan bir iş, kelimeleri bir araya getirmek de çok kolay değil. Yukarıda da dediğim gibi video çekmek de oldukça zor olabilir ama sizin saatlerinizi harcayıp uğraştığınız bir videonun izlenme oranı ile HD bile olmayan bir kamerayla “24 saat boyunca ekrana baktım” gibi bir videonun izlenme oranı aynı olmayabiliyor. Çekimi montajı araştırması vs 24 saat süren bir videom, 1 saatte yazdığım bir blog yazımın trafiğinden çok çok az izlendi. Hatta son dönemde çektiğim videolarımdaki konuşmalarımı blog yazısına da çevirip yayınlamaya başladım ve aynı konudaki blog yazısı daha çok okundu. (Youtube kanalıma şuradan göz atabilirsiniz).

Böylelikle anladım ki benim ilgi alanlarımla ilgilenen kitle video izlemek yerine daha çok okumayı tercih ediyor. Zaten kamera karşısında da pek rahat edemedim. Sanatsal görünmeyen videolar da mükemmeliyetçi özelliğimden dolayı canımı sıkıyordu. O nedenle ara sıra zevk amaçlı daha kreatif Youtube içerikleri üretip, ağırlığımı ise eskiden olduğu gibi blog yazmaya vermeye karar verdim.

Bazı blog yazarları ikisini birden yürütürken, bazıları da blog yazmayı tamamen bırakıp video üretmeye başladılar. Fakat şu an bu durumda olup da oldukça popüler olan neredeyse bir Youtuber tanıyorum.

Sizler de kendinizi bu şekilde bir değerlendirip, blog açıp açmamaya karar verebilirsiniz. Ama unutmayın ki Türkiye’de okuyan kitle her geçen gün azalıyor. O nedenle bir Youtuber gibi kimse sizi Altın Kelebek galalarına davet etmeyecek; ama zamanla gerçekten kayda değer ve sizi takip eden sadık okuyuculara sahip olacaksınız. Bu biraz hayattan ne beklediğinizle de ilişkili bir durum.

Bundan 7-8 yıl önce ünlü markalar, blog yazarlarını davet eder ve etkinlik düzenlerdi. Hatta onlara sponsor olur ve yıllık pazarlama bütçelerini blog yazarlarına akıtırlardı. Fakat şimdi durum günümüzde tam tersi haline geldi. Blog yazarlarının trafiği, markaları memnun etmemeye başladı. Eğer bu işlere para kazanma amacıyla girmek istiyorsanız; Türkiye’de blogların bir Instagram story’si kadar değer görmediği dönemlerden geçiyoruz doğrusu. Diğer ülkelerdeki trendler ise çok daha farklılık gösterebiliyor. Bloglar oralarda hala çok değerli.

Blog nasıl açacağım? Maliyeti nedir? Hangi platformu kullanmalıyım?

Yukarıda yazdığım sebepler sizi blog açmaya ikna ettiyse o zaman gelin bu işe koyulalım. Blog açmak için elinizde iki opsiyon var: Ya ücret ödeyeceksiniz, ya da ücretsiz bir platformda tıpkı bir Instagram hesabı açar gibi blog açıp yazmaya başlayacaksınız.

Önce ücretsizleri konuşalım. Çünkü eminim onlar daha çok ilginizi çekiyor şu an :) Daha sonra ücretli ve tamamen size ait olan blogları nasıl açabileceğinize değineceğim.

Ücretsiz blog açabileceğiniz çok sayıda platform var ama benim size önereceğim platformlar yalnızca Blogger, WordPress.com, Medium, Tumblr olacak. Ama unutmayın ki bu platformlarda blog açtığınızda oradaki içeriklerinizin bir garantisi yok. Yani bir gün çıkıp da Tumblr dese ki “Biz artık tutunamıyoruz, zarar ediyoruz, o yüzden kapanma kararı aldık”, yapabileceğiniz hiç bir şey olmayacak. Yazılarınızı alıp başka bir platforma taşımanız gerekecek ve tabi bu sırada arama motorlarında trafik alan yazılarınızdan tutun da bir çok alışkanlığınız alt üst olacak.

Bir diğer konu da sitenizi istediğiniz gibi özelleştiremeyeceksiniz. Bu platformlar kendi şablonlarını size dayatacaklar ve istediğiniz bir görüntüye pek kavuşamayacaksınız. Hatta ilerde bir gün yeni tasarıma geçtiklerinde, sizin de o tasarıma geçmekten başka şansınız kalmayacak.

Eskiden yaşandığı için söylüyorum; diyelim ki platformlardan birinde korsan maç yayını yapıldı, bunun cezasını siz de çekebilirsiniz. Zamanında Blogger platformunda birisi bu şekilde yayın yaptı diye Digiturk tarafından dava açıldı ve bu mahkeme kararından tüm blog yazarları etkilendi. Devlet IP üzerinden engelleme yaptığı için herkesin sitesi kapandı. Bunun gibi şeyler yaşama olasılığınız da yüksek.

Ek olarak AMP, PWA gibi yeni teknolojileri sitenize uygulayıp trafiğinizi arttıramayacaksınız. Bu da yeni trendleri kaçırıp, rekabetten geri kalmanıza bile sebep olabilecek.

Ve asıl önemli konu, bu platformlarda Google Adsense gibi reklam üzerinden para kazanma platformların reklamlarını yayınlayamayacaksınız. Buna Blogger izin veriyor o da Google’ın olduğu için. Onun dışındaki platformlar ya buna izin vermiyor ya da sadece premium üyelik alan kullanıcılarına izin veriyor. Bu belki karar vermenizdeki en büyük etken olabilir. Bu tür reklamları ekleyemediğiniz için tek gelir kaynağınız alacağınız sponsorlu yazılar ve affiliate linkleri olacaktır.

Olumlu yanları da var tabi. Mesela sitenizin teknik çalışmaları için zaman ayırmanıza ve bunun üzerine düşünmenize gerek kalmıyor. Siteler oldukça hızlı sunucular üzerinde barındıklarından, sitenizin hızlı açılıp açılmamasını dert etmeyeceksiniz. Ayrıca bu platformlar arama motorlarıyla tam entegreli olduğu için yazınızın keşfedilme olasılığı normaden daha yüksek olacak.

Her ne olursa olsun ücretsiz bir blog açmaya karar vermiş olsanız bile, kendinize ait bir domain almayı sakın ihmal etmeyin. Dediğim gibi olur da platformlar bir gün kapanırsa, siz domaininizi başka siteye yönlendirerek kontrolü bir nebze olsun elinizde tutabilirsiniz. 

Ekranını yeni açanlar için domainin ne olduğunu da belirteyim, sitenizin adresi: Mesela benimki fozdemir.com, ama eğer bunu ücretsiz bir platformda açsaydım bu sitenin adı fozdemir.xxxblog.com olabilirdi. Ve yukarıdaki yazdığım sebeplerden ötürü kontrol hep dış mihraklarda olabilirdi :)

Ben dediklerinden çok endişelendim o yüzden parası neyse verelim de benim olsun diyorsanız; size en büyük tavsiyem kendi hosting ve domaininizi alıp, yazılım olarak da WordPress.org’u kullanmanızdır.

WordPress adını blog araştırmalarında çok duymuş olabilirsiniz. WordPress aslında açık kaynak kodlu, dünyanın en başarılı CMS yazılımlarından biri. WordPress.com bu platformu size zahmetsiz bir şekilde açtırırken, WordPress.org ise bu yazılımı size verir ve sizin kendi hosting alanlarınıza kurmanızı bekler. İkisini de ücretsiz olarak kullanmak mümkündür ama pratikte WordPress.org daha özgür bir dünya sunar.

Nasıl açacağım?

Eğer kendi hosting ve domaininizi alıp da kendi blogunuzu kurmaya karar verdiyeseniz, öncelikle bir domain araştırmasına girmeniz gerekir ve akabinde de sitenizin barınacağı hosting paketini almanız gerekir.

Ben hem kendi blogumda, hem de FozDigital ajansım üzerinden müşterilerime yaptığım çalışmalarda, hosting ve domain almak için Namecheap şirketini tercih ediyorum. Hem uluslararası bir platform, hem iyi performanslı hem de teknik desteği oldukça başarılı. Türkiye’de çok fazla televizyon ve internet reklamı verdiklerinden Godaddy’i de düşünüyor olabilirsiniz ama benim tercihim Namecheap. Uzun yıllar Türkiye’deki hosting şirketlerini de kullandım ama Türkiye’de ne yazık ki kayda değer bir şirket kalmadı bence.

Eğer bana güvenip Namecheap’ı seçtiyseniz oradan anlatmaya devam ediyorum. Siz isterseniz aynı süreci kendi seçtiğiniz hosting + domain şirketinden de devam ettirebilirsiniz.

Öncelikle hangi hosting paketini kullanmamız gerektiğine karar verelim. İki tane hosting paketi yeni başlayanlar için oldukça uygun ve az maliyetli olacaktır. Zaten diğerlerine şu aşamada bakmanıza gerek yok. Bakmanız gerekenler: WordPress Hosting ve Shared Hosting.

Shared Hosting nispeten teknik bilgisi olan kişilere hitap ediyor denebilir. Eğer daha önce bir site kurma deneyiminiz olduysa, ya da bu işlerden anlarım diyorsanız bence Shared Hosting sizin için en uygun paket olabilir. Bu durumda aldıktan sonra WordPress.org’u kendi teknik bilginizle kurmanız gerekecek.

WordPress hosting ise tam tamına yeni başlayanlar için piçilmiş bir kaftan. Paketi alır almaz siteniz kurulu gelir ve size geriye sitenizi özelleştirmek kalır. Bu paketlerin hız ve performans ayarları da hosting sağlayıcılar tarafından yapıldığı için bu işten hiç anlamıyorum diyenler kesinlikle WordPress Hosting paketlerine yönelmeli.

Hosting paketinize karar verdikten sonra asıl önemli konu domain seçimine geliyoruz. Genelde “.com” dünyanın en popüler domain uzantısıdır ama yeni dönemde öyle premium domain uzantıları çıktı ki “.istanbul” uzantılı bir domain almak bile mümkün. Dilerseniz domain sorgulamanızı da bu link üzerinden yapabilirsiniz.

Eğer ikisini de Namecheap üzerinden alacaksanız zaten hosting paketinizi satın alma aşamasında size domaininizi de satın almanızı sağlıyorlar. Ayrı ayrı alacaksanız da daha sonra onları birbirine bağlamanız gerekecek.

Son almanız gereken şey ise Güvenlik Sertifikası (SSL). Bu sertifika da son yıllarda çıktı ve tarayıcılar bu sertifikaya sahip olmayan siteleri “güvenli değil” olarak işaretliyor. Yani ekstra para kazanmanın bir yolunu daha buldular ve mecburen bunu da almak zorundasınız. Eğer Namecheap’tan alırsanız hosting paketlerinizin yanında SSL ücretsiz geliyor. Başka sunucularda da böyle kampanyalar olabilir, o nedenle tercih yaparken buna da göz atmanızda fayda var.

Yani böylelikle bir blog açmanın maliyeti yıllık yaklaşık 20-30 dolar civarı olacaktır diyebiliriz.

Blogumu açtım, şimdi nasıl özelleştireceğim?

Yukarıdaki işlemleri yapıp da WordPress paneline erişmeyi başardıysanız şimdi sırada sitenizi özelleştirmek var. Dilerseniz hiç zahmete girmeden WordPress panelinde yer alan ücretsiz temaları kullanabilirsiniz. Ama ben işimi biraz daha ileri seviyeye taşımak ve profesyonel görünmek istiyorum derseniz premium bir tema satın almanız gerekecek.

Mesela ben sitemde Johannes temasını satın aldım ve onu kullanıyorum. Siz de dilerseniz Themeforest sitesinden dileğiniz bir WordPress temasını satın alıp sitenize yükleyebilirsiniz. Neredeyse çoğu temanın oldukça detaylı bir dökümanı bulunuyor. Oradaki adımları uygulayarak temanızı sitenize uygulayabilirsiniz. İsterseniz bu konuda benimle de çalışabilirsiniz. Detaylar için FozDigital’de konuşabiliriz :)

Ne yazacağım ve nasıl para kazanacağım?

Bu aşamaya kadar gelen bordo-bereliler için şimdi güzel tiyolar vermek istiyorum :) Blog yazmanın en çok zorlayan kısmı da aslında ne yazacağınızı bulmak. Aslında bu sadece blogların değil genel olarak içerik üreticilerin bir sorunu.

Eğer olaya para kazanıp, hayran kitlesi kazanmak olarak bakmıyorsanız; sizin ilginizi çeken, yazmaktan keyif aldığınız her şeyi konu alabilir ve kitlenize bilgi birikiminizi aktarabilirsiniz. Çok niş bir konu seçmiş olabilirsiniz ama emin olun o yazıdaki bir bilgi bile bazı kişiler için oldukça önemli olabilir. Eğer tam tersi amacınız para kazanmak ise Youtuber’lar gibi son trendlere oynamanız ve her gün düzenli olarak yazmanız gerekecek.

Öncelikle belirteyim, blog yazarlığı zannettiğiniz gibi Türkiye’de çok para kazandıran bir iş değil, eğer bir Buse Terim değilseniz. Benim de babam Fatih Terim olsaydı, benim de blogumun back-end tarafıyla bir reklam ajansı, hatta bir ekip ilgilenseydi ve ben sadece içeriğe yoğunlaşsaydım 1 yılda Türkiye’nin blog kralı olurdum herhalde :)

Blogunuzun popülaritesi ve faaliyette olduğu yıl süresi arttıkça, gelir de aynı orantıda artmaya başlıyor. Tabi her blog yazarı yüksek gelirler kazanacak diye bir kaide yok.

Blogunuzdan para kazanmanın yolu, iyi içerik yazmaktan geçer de diyemeyeceğim. Yazdıklarıma, özellikle eski yazılarıma baktığımda çoğunu silmek zorunda kalıyorum. Çünkü çoğu çocukluk dönemime denk gelmiş ve oldukça vasat bir dilde görünüyorlar. Eski yazıları temizlediğim için blogumda çok bol içerik yok. “O zaman bu markalar bloguma neden reklam veriyor, ziyaretçin nereden geliyor?” diye soracaksınız. İşte bu noktada işin içine PR giriyor. Yani blogumu satabiliyorum.

Türkiye’de birçok blog yazarı var, ki çoğu benden daha fazla yazı yazıyor ve daha çok ilgi çekici içerikler üretiyorlar. Ama gelir noktasına gelince biraz yalpalıyorlar. Bunun da sebebi bloglarını markalara satamamaları. Markalar ve onlar adına çalışan reklam ajansları kaliteli yazım diline sahip, dış görünüşü güzel bloglara önem verir ve onları el üstünde tutar. Genelde onlar size teklifle gelir, ama bazen ben de onlara da teklif götürüyorum.

Fozdemir Blog’a baktığınızda kararlı bir duruşun hakim olduğunu fark edersiniz zaten. Çünkü bu hale getirmek için çok çalışıyorum. Markalar da bunu seviyor, çünkü diğer hazır tasarımlı bloglara göre fark ve tarz yaratıyor. Bu konuda kesin bir yazılı kural yok çünkü çok önemli bir konuya değinmiş kötü tasarıma sahip bir blog da bazen çok okunabiliyor.

Blog dünyasında en çok ilgi çeken blogların kadınlar tarafından tutulduğu, en çok blog okuyanların da kadınlar olduğu bir gerçek. Bu nedenle onların ilgisini çeken içerikler üretenler biraz daha işi ilerde götürüyorlar.

Seksist bir yaklaşımla kadınlar şunu, erkekler şunu ya da farklı yönelimleri olanlar şunu yazmalı diye bölmek istemiyorum ama; Kadın, Güzellik & Makyaj, Teknoloji, Seyahat, Kültür ve Yemek&Gurme içerikli odaklı bloglar oldukça iyi seviyelerdeler. 

Ben genelde blogların bir konu üzerinde yoğunlaşmasından yanayım, ama kişisel bir blogun sürekli aynı konu üzerinde yazması da zamanla sıkıcı olabilir. Her şeyden öte siz blog yazmaktan soğuyabilir ve tükenebilirsiniz. O yüzden tek bir ilgi alanınız yoksa, yazması size en çok keyif veren iki üç konu üzerine yoğunlaşabilir ve ziyaretçilerinizi bu ilgi alanında birer kalıcı takipçiye çevirebilirsiniz.

Fozdemir Blog da aslında her telden çalan bir blog diyebiliriz. Ama sadece benim ilgi alanlarım konusunda her telden çalan bir blog. Sırf ziyaretçi çekmek için maç yorumları yapmıyorum mesela. Her gün sabit bir ziyaretçisinin olmasının sebebi ise arama motorlarından gelen ziyaretçi. “İnsanlar Google’da ne yazarak bana ulaşabilirler?” diye düşünürseniz, hiç bir yere reklam vermeden geniş kitlelere ulaşabilirsiniz.

Bir de sakın kibirli olmayın, ziyaretçinizi iyi tanıyın. Çok bildiğiniz bir konuyu ziyaretçiniz cahilmiş gibi yazarsanız onları ürkütebilirsiniz. İnsanlar sizin düşüncenizi merak ediyor, bu yüzden bir şey ispatlamaya çalışmayın, sadece doğru bilgiyi verin. Kararı okuyucunuza bırakın derim.

Son olarak; siz siz olun, çenenizi düşürerek uzun uzun yazılar yazmayın. Benim yaptığımı yapmayın mesela :) Facebook haber akışını bile hızlıca geçildiği bir dünyada, uzun uzun yazılar okumasını bekleyemezsiniz. Çok da kısa olmasın tabi. Ölçüsünü bir şekilde tutturursunuz artık :)

Bu arada yazımı okuyup da kendi blogunuzu açtıysanız bu yazının altında reklamınızı yapabilirsiniz. Spam içerikler olmadığı sürece söz kaldırmayacağım :)

Sevgiler.

Bu yazıya yorumunuzu bırakmak için buraya tıklayınız

Blogumun e-posta bültenine abone olun

Yorum bırakın

1 yorum
  • Selamlar Fatih, blog açma sürecimdeki katkınların için çok teşekkür ederim.

    Kişisel farkındalık ve girişimcilik yolculuğumda deneyimlerimi, kullandığım teknikleri ve araçları paylaştığım blogum için ; ozanulas.co/blog

İnternet bağlantınızda bir sorun görünüyor. Ama yine de Fozdemir Blog'u ziyaret etmeye devam edebilirsiniz.