iPhone X cebimdeki son iPhone olabilir! iOS vs Android

Bundan uzun yıllar önce Windows işletim sistemli bilgisayarımın beni çileden çıkarması ile Android’den vazgeçip Apple ile tanıştım ve o günden beri de Apple’ın bütün ürünlerinin hayranıyım diyebilirim.

Ama son dönemde Android dünyasından gelen oldukça başarılı telefonları gördükçe düşünmeye başladım. Acaba tekrar Android’e dönebilir miydim?

Bu yazıyı dilerseniz Youtube kanalımda video olarak da izleyebilirsiniz.

Kamera

Bu tür karşılaştırma yazılarında sizlere ilk olarak kamera özelliklerini tanıtmaya başlıyorlar ama. Ben bu yazımda sizlere bir telefon ürünü tanıtmayacağım. Aslında bir işletim sisteminden bahsedeceğiz. O nedenle kamera özelliklerinden biraz daha yüzeysel bahsetmek istiyorum.

Apple ekosistemine baktığımızda çıkan telefonlar sayıca oldukça az olduğu için telefonların megapiksellerini az çok tahmin edebiliyoruz. Ama Android dünyasına baktığımızda gerçekten de sonsuz bir derya. Çünkü hem 5 megapiksele de telefon bulabiliyoruz veya öbür taraftan baktığımızda Samsung’un son çıkan telefon olduğu gibi 8K özelliklerde, 100 megapikselin üzerinde çeşitli kameraları da görebiliyoruz. Eğer telefonları tercih etme

sebebiniz kamera değilse zaten bu sizin için de ve benim için de aslında çok önemli bir özellik değil. Ben de kendi kamerama sahibim ve telefonun kamerasını çok fazla kullanmıyorum.

Performans & Şarj, Kablosuz Şarj, Hızlı Şarj

Performans açısından bakarsak tabii ki de iOS biraz daha stabil çalışıyor ve daha hızlı olduğunu söyleyebiliriz ama Android tarafında son çıkan telefonların RAM özellikleri ve CPU’ları vs oldukça yüksek olduğu için artık eski Android’ler geride kalmış. Yani ben de uzun zamandır takip etmiyordum ama son çıkan telefonlar oldukça canavar gibi görünüyorlar. Sanıyorum ki performans konusunda oldukça iyi seviyeye geldiler.

Performansın yanı sıra bir diğer önemli özellikleri de tabii ki de şarj. Telefonların şarj özellikleri biraz da sizin nasıl kullandığınızla alakalı değişebiliyor. Çünkü size deseler ki “Biz iki gün dayanan bir telefon ürettik”, siz çok yoğun kullanıp 8K video çekiyorsanız; bu, günün sonunda size belki de 5 – 6 saat bile dayanmayabilir. Zaten gün içerisinde sürekli şarj aletleri ve Powerbank’lerle de geziyoruz… 

Bütün bunları düşündüğümüzde geriye ne kalıyor? Bu telefonun şarjı nasıl tuttuğu değil, ne kadar hızlı sürede şarj olabildiği veya ne kadar kolay şarj işlemini yapabildiği bence şu anda daha çok önemli.

İki işletim sisteminde de telefonların çoğunda kablosuz şarj bulabilmek mümkün. Ama Android telefonlarda bir fazlası var: Tersten kablosuz şarj.

Yani siz telefonu kablosuz olarak şarj edebiliyorsunuz, ama telefonunuz aynı zamanda yanınıza bir kulaklık varsa veya kablosuz özelliği olan herhangi başka bir cihaz varsa bunları da şarj edebiliyor. Akıllı saatiniz veya akıllı kulaklıklarınız vs. için tekrardan bir şarj aleti taşımanıza gerek kalmıyor. Hızlı şarj cephesine baktığımızda da Apple her ne kadar “Biz size zaten hızlı şarjı sunabiliyoruz” dese de, Android’deki son çıkan telefonların hızlı şarj performansları Apple’ı fazlasıya katlıyor.

Cloud Servisleri: iCloud, Google Drive, Google Fotoğraflar

Evet, şimdi geldim Cloud’a. Bunu söylediğim zaman insanlar bana şunu söylüyor ya Türkiye’de zaten internet hızlarımız belli Cloud kullanıp ne yapacaksın? Cloud kullanmak bir telefonun ölçütü değil gibi bir şeyler söyleyebiliyorlar. Ama bence Cloud çok önemli, ve hard-disk taşımaktan belki de daha pratik ve daha güvenli.

Ben bütün fotoğraf ve dosyalarım Cloud’da tutan birisiyim ve kullandığım servis de iCloud’du. Buna sonra dönemde yavaş yavaş son vermeye başladım. Özellikle bir dosya yüklemeye çalıştığımda son dönemde oldukça yavaşladığını hissettim ve aynı şekilde dosyayı Cloud’dan geri çekerken de büyük bir yavaşlık söz konusu. Aynı internet hızlarında Google Drive üzerinde veya Google Fotoğraflar üzerinde bir çalışma yaptığım zaman daha yüksek hızlara erişebiliyorum.

iCloud ayrıca herkese kucak açan bir bulut sistemi de değil. Yani Apple dışında bir cihazdan erişmeye çalıştığınızda da oldukça sınırlı özellikler kullanabiliyorsunuz. Ama tam tersi tarafta, Android tarafına baktığımızda birçok Cloud servisini kullanma şansınız var. Ve bunun üzerinde Google’ın da zaten oldukça harika Cloud hizmetleri var. Türkiye’de oldukça hızlı bir şekilde veri gönderip alabiliyoruz.

Siz de benim gibi böyle bulut sisteminizi değiştirmeye karar verirseniz, işte o zaman iPhone’dan soğumaya başlıyorsunuz. Çünkü görüyorsunuz ki Apple diyor ki: “Sadece benim servislerimi kullanabilirsin, benim dışında kullandığın servislerin çalışma performansını ben ne yazık ki düşürüyorum ve seni çok iyi bir şekilde çalıştırmıyorum. O yüzden sen mecburen beni kullanmak zorundasın. Benden başka asla bir yere gidemezsin. Bana her ay para ödemek zorundasın” gibi diretiyor.

Bu konu beni gerçekten çok sıkmaya başladı. Çünkü ben neden sadece iCloud kullanmalıyım? Neden Google Fotoğraflar’a da fotoğrafımı hızlı bir şekilde transfer edemeyeyim? Bunu sağlayamayan bir telefon şu anda 12.000 TL’ye yakın bir fiyattan satılıyor ve bu yeni gerçekten de germeye başladı.

Uygulamalar: App Store Yurtdışı Sorunu, iMessage, Facetime, Apple Klavye, Gboard, Swiftkey

Uygulama konusuna baktığımızda zaten günümüze kullandığımız çoğu popüler uygulama hem iOS platformunda hem de Android platformunda mevcut. Peki uygulamalarda bizi tercih etmeye zorlayan şey ne? Benim Apple’da fark ettiğim bir şey var. O da yurt dışına çıkmışsınız ve orada bir süre yaşamışsanız, bilirsiniz. Belli bir süre yurt dışında

kaldığınızda ve mevcut kullandığınız Apple uygulamaları artık çalışmamaya başlıyor. Apple diyor ki  “Artık sen bu ülkeye taşınmışsın, ve artık bu lisansını ve bu ülkenin vergisine göre bana ödeme yapmak zorundasın”

Sizden ilk istediği şey ülkenizi değiştirmek oluyor. Ülke değişikliği yapmak için de telefonunuzun ayarlarına giriyorsunuz ve buradan ülkenizi değiştirmeye çalışıyorsunuz. Sadece ülke değiştirmek yetmiyor. Ülkenizi değiştirdikten sonra da bir ödeme sistemi girmeniz gerekiyor. Ama gittiğiniz ülkede herhangi bir banka kartınız veya kredi kartınız yoksa bu mümkün olmuyor.

Hadi hepsini geçtim mesela yurtdışına gittiniz, ülkeyi değiştirdiniz, kredi kartınızı da girdiniz. Peki ne oluyor sonra biliyor musunuz? Şu anda Türkiye’de, mesela satın aldığınız filmler olabilir, uygulamalar olabilir… Türkiye mağazasından aldığınız bütün her şey siliniyor. Oradaki mağazadan tekrar satın almak zorunda kalıyorsunuz.

Mesela geçici olarak İngiltere’ye gittiniz ve McDonalds’a girdiniz. Ve orada size “Bu uygulamamızı indirin, size geçici olarak bir indirim sağlıyoruz” teklifini sunuyorlar diyelim. Bu uygulamayı asla Apple’da indiremiyorsunuz çünkü ancak o ülkenin uygulama marketine sahip olmanız gerekiyor ki bu McDonald’s uygulamasını indirebilesiniz. Gördüğünüz gibi Apple bu konuda sizi çok fazla sıkıştırıyor.

Ama Android tarafına baktığımızda bu konuda gerçekten de büyük bir özgürlük var. Çünkü istediğiniz ülkenin istediğiniz uygulamasını indirebilirsiniz, istediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Kimse size lisans sormuyor veya herhangi bir problem yaşamıyorsunuz. E tabi, 12000 TL verdiğiniz telefonun bütün bu uygulamaları çalıştırmasını da bekliyorsunuz. Ama ne yazık ki yurt dışındaki uygulamalar, Apple ekosisteminde size kapalı.

Tabii Apple’ın da uygulama konusunda bazı başarıları var: Mesela iMessage ve Facetime. Bu iki uygulama da gerçekten stabil ve güzel bir konuşma imkanı sağlıyor. Ama sadece iPhone’lar arasında. Zaten hepimiz WhatsApp veya alternatif platformlar da kullandığımız için iMessage kullanan insan sayısı Türkiye’de ne yazık ki çok fazla değil. Zaten Türkiye’de iMessage’nin bütün özelliklerini kullanamadığımız için pek fazla iMessage kullanmaya ihtiyacımız olmuyor. Mesela yurtdışında insanlar iMessage üzerinden birbirine para bile gönderebiliyorlar. Apple’ın Türkiye’de çok fazla sayıda kullanıcısı olmasına rağmen, açıkçası çok fazla önemsediğini söyleyemem.

Mesela son dönemde “swipe” özellikli bir klavye çıktı ama bu klavyenin Türkçe desteği yok. Bu nedenle alternatif klavye uygulamalarına gitmeye çalışıyorsunuz ve gittiğinizde de karşınıza Swiftkey ve Gboard gibi uygulamalar çıkıyor. Ama bunları kullanmaya çalıştığınızda Apple yine diyor ki “Hayır, benim klavyemi kullanmak zorundasın, bu tür klavyeleri kullanabilirsin sana bu özgürlüğü sunuyorum ama bazen ben çat diye kendi klavyemi stabil bir şekilde açabilirim. Sana da sormam niye açtığımı” gibi böyle bazı ufak şeyleri de oluyor. Ve siz sürekli Apple’ın native klavyesinden diğer klavyelere geçiş yapmak zorunda kalıp her gün klavye problemi yaşayabiliyorsunuz.

Güncellemeler

Günümüzde çoğu telefon kullanıcısının güncelleme deyince gerçekten de aklı başından gidiyor. Çünkü güncelleme alabilen bir telefon, her zaman başarılı bir telefon olarak görünüyor. Apple bu boşluğu çok iyi yakalamış durumda. Çünkü her yıl konferanslarla işletim sisteminin yeni özelliklerini tanıtıyor. Ama yeni diye tanıttığı bu özelliklerin zaten çoğu Android’de 5 yıldır kullanılan özellikler. Mesela bankanızdan gelen 6 haneli SMS şifresini Android ekosistemi uzun yıllardır otomatik olarak kopyalıyordu. Ama Apple’a bu özellik daha geçen yıl geldi.

Android ekosistemi o güncelleme seven güruhu memnun edemiyor çünkü oldukça tutarsız bir güncelleme takvimi var. Ne zaman bir güncelleme geleceği belli değil. Android’de düzen şöyle işliyor: Mesela Google, Android’in yeni bir versiyonunu yayınlıyor. Sonra Samsung gibi üreticiler de bu yazılımı alıyorlar ve kendilerine göre kişiselleştirip tekrardan kullanıcısına sunuyorlar. E tabii bu tüm bu süreç oldukça zaman alıyor.

Akıllı Asistanlar: Siri, Google Asistan

Apple tarafına baktığımızda stabil olarak çalışan biri asistan olarak karşımıza sadece Siri çıkıyor ama Android tarafında gerçekten de asistanların sayısı oldukça fazla. Google’ın var, Samsung’un var veya diğer telefon üreticileri de kendi asistanlarını artık çıkarmaya başladılar. Bunların arasında hangisi başarılı? Bence buna sizin testleriniz karar verir. Çünkü herkesin kendi ihtiyaçları var ve ona göre asistanını kullanıyor. Ama söyleyeceğim şu ki: Hem Siri hem de Google Asistan, Türkiye’de oldukça iyi çalışıyor.

Biraz objektif olarak bakarsak sanki Android’deki asistanlar bir tık daha başarılı gibiler. Apple’ın şöyle bir eksiği var ki özellikle Apple TV’de Siri’yi Türkiye’de kullanmak ne yazık ki mümkün değil. İşte Apple’ın sunmuş olduğu bu kısıtlamalar beni biraz daha düşünmeye zorluyor.

Entegrasyonlar: Macbook, Apple TV, Samsung Dex, Android TV, Mi Box, Nvidia Shield TV

Bir diğer önemli konu da aslında bütün bu cihazların birbiriyle konuşması. Apple bu konuyu gerçekten de çok iyi yapıyor ve bütün cihazları birbirine çok başarılı bir şekilde konuşuyor. Mesela iPhone’unuzdan bir şey kopyaladınız diyelim, bunu gidip Macbook’unuza otomatik olarak yapıştırabiliyorsunuz. Veya Macbook’unuzda acilen bir şeyi televizyona aktarmak zorundasınız, çok kolay bir şekilde Apple TV’nize aktarım sağlayabiliyorsunuz. Tam bu noktada biraz kafam karışıyor çünkü iPhone ile MacBook oldukça başarılı çalışıyor. Acaba Android’e geçersem, Android ve Macbook bu kadar başarılı çalışabilecek miydi? Dosya ve fotoğrafları atmakta çok bir sorun yok. Peki ya şifreler? Ya da çok büyük sayıda dosyaları Airdrop’la gönderme özgürlüğü… İşte işin içine bunlar gelince biraz da Apple daha başarılı bir sistem olarak karşımıza çıkıyor. Ama Android tarafında ekstra uygulamalar ile birlikte bunları yapabilmek mümkün.

Entegrasyon demişken Samsung’un son cihazlarında çıkarttığı Samsung Dex’i de unutmamak lazım. Özellikle cep telefonunuzu bir anda Macbook bilgisayarınıza bağlayıp bir dizüstü bilgisayar işletim sistemine bile çevirebiliyorsunuz. Oldukça başarılı bir özellik. Belki bu sayede Android ve MacBook arasındaki bağlantıyı birazcık daha başarılı bir şekilde kuruyor olabiliriz.

Apple TV şu anda günümüzde televizyonları birazcık daha akıllaştırmak için harika bir çözüm. Android tarafında da Android TV’ler var. Android TV deyince de karşımıza Mi Box ve Nvidia Shield TV çıkıyor. Bu iki ürün de Android TV’yi sizlere çok rahat bir şekilde sağlıyor. Ve Apple TV ile aralarında çok büyük bir farklılık da yok. Hatta Android TV’lere ekstra olarak tarayıcı da yüklenebildiği için Apple TV’lere göre birazcık daha başarılı diyebiliriz.

Tüm bunlara rağmen Apple TV’lere bağlanan cihazlar ne yazık ki sadece iPhone’lar. Yani Samsung veya herhangi bir marka cihazınız varsa bundan Apple TV’ye bağlanmanız oldukça zor.

Aksesuarlar: Airpods Bozulması, Samsung Galaxy Buds+, Apple Watch, Samsung Galaxy Watch

Gelelim aksesuarlara… Aksesuar deyince de karşımıza Apple’ın çok daha başarılı ve entegrasyonlu sistemleri çıkıyor. Mesela, Apple Watch’ınızı çok rahat bir şekilde bütün Apple cihazları ile uyumlu çalıştırabiliyorsunuz. Yine aynı şekilde Airpods’unuzu da bütün cihazlara sorunsuz bir şekilde Apple tarafında bağlayabiliyorsunuz.

E tabi Airpods’unuzu Android cihazlara da bağlayabiliyorsunuz ama karşımıza bu sefer de bazı problemler çıkıyor. Mesela en basitinden şarj seviyesini bile göremiyormuşsunuz. Tam tersi Android cephesinden gelen bu tür benzer kulaklıkları Apple cihazlarınıza çok rahat bağlayabiliyorsunuz. Hatta Apple’ın içerisindeki çeşitli uygulamalarla bunları yönetebilmeniz de mümkün olabiliyor. Bizzat kullandığım için Airpods’ların oldukça başarılı cihazları olduğunu söyleyebilirim. Ama son dönemde beni birazcık üzüyor çünkü en son yaşadığım bir olay yüzünden şu anda Airpods’larımı çok başarılı bir şekilde kullanamıyorum. Çünkü cızırtı yapmaya başladılar.

İsterseniz başıma ne geldiğini de anlatayım. Bir sabah Airpods kulaklıklarımı kutusundan çıkarmıştım, daha sonrasında bir daha kutunun içerisine yerleştirdiğim zaman büyük bir çıtırtılı sesle ateş çıkmaya başladı. Sonra bir anda korktum tabi, acaba ne oldu bir şey mi diye. Sonra tekrar taktığım zaman çalıştı neyse ki. Birkaç gün sonra gördüm ki çeşitli konuşmalar yaptığım sırada, özellikle mikrofonu kullandığım sırada, cızırtılar gelmeye başladı ve inanılmaz bir şekilde sağ kulak, yani o ateş çıkan kulak, cızırdamaya başladı. Şu anda teknik servise de gönderemiyorum. Çünkü teknik servisler de koronavirüsü yüzünden kapalı. Bakalım Ne olacak? Şu anda elimde 1800 liralık bir cihaz var ama ne yazık ki kullanamıyorum.

İşte tam bu sırada alternatiflere de bakmaya başladım. Karşıma da Samsung Galaxy Buds+’ı çıktı. Galiba “Noise Cancelation” yok ama bu da ne kadar çok önemli bir özellik bilmiyorum. Biraz test edip göreceğim. Ama fiyatı da oldukça düşük olduğu için de Airpods’ların yerine onu almak birazcık daha cazip geliyor şu an.

Saatlere baktığımızda Apple tarafında karşımıza sadece Apple Watch çıkıyor. Yani bu Apple Watch sadece iPhone’larla çok iyi çalışıyor ve iPhone’larla daha entegre bir şekilde çalışıyor. Ama şarjı ne yazık ki bir gün bile zor dayanıyor. Bu nedenle diyorsunuz ki o kadar şey şarj ediyorum, bir de saati de ekstra şarj etmeyeyim. Bende eskiden vardı Apple Watch, ama bu şarj problemi yüzünden sattım.

Android’e baktığımız zaman Android’deki giyilebilir teknoloji dünyası, çok daha fazla geniş. Yani sadece Google’ın ürettiği bir ürünü kullanmak zorunda değilsiniz. Android sisteminde çalışan bütün ürünleri kullanabiliyorsunuz. İsterseniz Samsung Galaxy Watch’ını alın veya Huawei’nin Gear’ını alın, herhangi bir ürününü alın hiç fark etmez. Android ekosistemindeki bütün cihazlar, bütün giyilebilir cihazlar, aslında birbiriyle çok entegreli çalışıyor ve tasarımları da Apple Watch’lara göre bence biraz daha iyi. Bu konuda, aslında düşündüğümüz zaman, Apple Watch çok da tercih edilebilir bir cihaz değil. Fiyat farkını da düşündüğümüz zaman Android ekosistemindeki giyilebilir teknolojiler birazcık daha cazip gelmeye başladı.

NFC Ödeme Sistemleri: Apple Pay, Samsung Pay, Google Pay

Ödeme Sistemleri yani NFC teknolojisi ile çalışan temassız ödeme sistemlerine baktığımızda Apple tarafında karşımıza sadece Apple Pay çıkıyor. Eğer Apple Pay desteklemeyen bir ülkede yaşıyorsanız, Apple’ın arkasındaki NFC okuyucuyu asla hiçbir şekilde kullanamıyorsunuz. Çünkü Apple diyor ki: “Bunu hiçbir banka özelleştiremez ve kullanamaz. Sadece ben kullanabilirim ve sadece ben Apple Pay’i sunabildiğim ülkelerde bunu müşterilerime sağlarım”. Bunun en büyük sebebi de Apple’ın her Apple Pay işleminden komisyon kazanması. Yani diyor ki: “Ben işlemden komisyon kazanmak varken, bu sistemi bankalara açıp da niye kendine rakip oluşturayım?”. Böyle olunca Türkiye gibi rekabetin yoğun olduğu ülkelere girmekte birazcık çekiniyorlar.

Ben Apple Pay’i Türkiye’de şahsen kullanabiliyorum. Çünkü yurt dışında bir kartım var. Bu kartı tanımladığım için Türkiye’deki bütün temassız POS’larda bunu kullanmam mümkün. Ama Türkiye’deki kredi kartlarını sisteme eklememiz mümkün değil.

Çünkü bankalarla anlaşmaları yok ve bu banka anlaşmalarını da uzun bir süre yapacak gibi görünmüyorlar. Çünkü Türkiye hükümeti size diyor ki: “Eğer benim ülkemde ticari faaliyetler, yani banka ödeme sistemleri faaliyetleri, gerçekleştirmek istiyorsanız bilgilerini bi zahmet benimle paylaşmak zorundasın”. Yani Paypal’ın ülkemizde neden çıktığını hatırlatalım. Teknik olarak mümkün olmasına rağmen PayPal bilgileri Türkiye hükümeti ile paylaşmayı reddetti. Bu nedenle de şu anda ülkemizde faaliyet gösteremiyor çünkü lisansını aldılar. Apple Pay veya benzer ödeme sistemleri de böyle sorunlar yaşayacağı için şu anda Türkiye pazarına hiç dokunmamayı tercih ediyorlar.

Android tarafına baktığımızda, işte açık kaynak kodlu bir işletim sisteminin güzelliği burada… Android diyor ki: “Ben NFC’yi herkese açıyorum. Bütün geliştiriciler bunu kullanabilir. Bütün banka uygulamaları da dilerse bu entegrasyonu yapabilir”. Az önce hatırlarsanız Türkiye’de rekabetin yoğun olduğundan bahsetmiştim. Bunun sebebi Türkiye’deki bütün bankaların mobil uygulamalarının oldukça başarılı olması. Böylelikle bankalar NFC’yi çok rahat bir şekilde uygulamalarına entegre edebiliyorlar ve Android tarafında bütün bankalar NFC ile ödemeyi bütün müşterilerine açabiliyorlar.

İşte bu yönden bakarsak. Diyoruz ki Türkiye’de yaşıyoruz, Amerika’da yaşamıyoruz. Amerika’da Apple kullanmak belki çok büyük bir ayrıcalık olabilir, belki çok fazla özellik sunuyor olabilirler. Ama Türkiye’ye geldiğimiz zaman ne yazık ki Apple’ın tüm özelliklerini kullanamıyoruz. E şimdi düşünelim. Yeni bir telefon alıyorsunuz, 12000 TL veriyorsunuz ve bunun temassız ödeme özelliğini bile kullanamıyorsunuz. Hatta NFC’yi hiçbir şekilde kullanamıyorsunuz. E şimdi Android mi yoksa Apple mı kullanmak zorundayız, karar sizin. Eğer temassız ödemeleri seven birisi iseniz; özellikle bu noktada Android cephesi sizi daha fazla çekiyor olmalı.

Güvenlik Çözümleri: Face iD, Parmak izi

Biraz da güvenlikten bahsedelim. Apple tarafında güvenlik konusunda eskiden parmak izi kullanılıyordu. Şimdi son dönemde Face iD kullanılmaya başlandı. Face iD, fikir olarak güzel görünüyor olabilir ama kullanmaya başladıkça zorluklarını farkına varıyorsunuz. Mesela gece yattınız diyelim. Oda da oldukça karanlık, kafanızı yan çevirmişsiniz, uyumaya hazırsınız ve telefonunuzu kurcalıyorsunuz. Kilidi açmaya çalıştınız, ama açamıyorsunuz. Niye? Çünkü kafanızı birazcık daha yastıktan kaldırmak ve suratınızı o cihaza tanıtmak zorundasınız.

Biraz daha gündemden konuşalım. Son dönemde suratınıza maske takmadan dışarıya çıkmanız mümkün değil. Face iD ile de bu maskeleri tanımakta oldukça güçlük çekiyorlardı. Son güncelleme ile birlikte bunu biraz aştılar. Yani yüzünüzde maske varsa Apple size diyor ki: “Lütfen parolanızı girin”. Parolayı girmek de ayrı bir dert çünkü Face iD kadar pratik değil veya parmak izi kadar pratik değil.

Karşı cepheye, yani Android tarafına baktığımızda cihazların çoğu kendilerine parmak izi özelliklerini entegre etmeye devam ediyorlar. Ama bir yandan da Face iD’yi de veriyorlar. Yani diyorlar ki: “Ben ikisini de size sunuyorum. Sen hangisini tercih etmek istersen onu edebilirsin”. Tercihi bize bıraktıkları için açıkçası benim tercihim parmak izinden yana oluyor çünkü Face ID ye göre parmak izini kullanmak oldukça pratik. Bu yönden bakarsanız işte yine Android biraz daha öne çıkıyor.

Hangisi tercih edilmeli?

Şimdi gelin konuyu biraz daha topluca ele alalım. Size karşılaştırmalı birçok şey gösterdim. Hem Android tarafında hem de iPhone tarafında. İki işletim sistemini de uzun yıllar boyunca çok entegreli kullandığım için bu ikisi arasındaki karşılaştırmayı çok daha rahat yapabiliyorum. Android’den ilk defa iPhone’a geçtiğim zaman birçok şeyden feragat ettiğimi hatırlıyorum. Eğer şimdi iPhone’dan tekrardan Android dünyasında geçersem de birçok şeyden de feragat etmek zorundayım. Yani günümüzde bütün bu özellikleri taşıyacak bir teknoloji hala ve hala üretilmedi ve bilerek de üretmiyorlar büyük ihtimalle.

Bu yazımın başlığını aslında bilerek böyle attım. Çünkü iPhone X gerçekten de benim son kullanacağım Apple telefon olabilir. Özellikle son çıkan cihazlardan birine baktığımda; mesela Samsung Galaxy S20 Plus Ultra… Oldukça başarılı bir cihaz çıkarmışlar.

Onları da düşündükten sonra diyorum ki: “Neden hala Apple’ı kullanmakta ısrar ediyorum?”. Yani Android’e neden bir şans daha vermeyeyim diye düşünmeye başladım. O nedenle Samsung’un benim daha çok sevdiğim Note serisinin yeni telefonunu beklemeye başladım. Eğer Note serisinin yeni telefonu Samsung’un son çıkan S serisinin telefonu kadar başarılı bir telefonsa; gerçekten de iPhone x benim bundan sonraki son iPhone telefonum olabilir.

Eğer bu incelemeyi beğendiyseniz Youtube kanalıma abone olmayı ve çektiğim videoyu beğenmeyi unutmayın. Ben bu konuda sizin de yorumlarınızı çok merak ediyorum. Çünkü sizin de aslında ne kullandığınızı ve neye hayranlık duyduğunuzu merak ediyorum. Özellikle bu yazdığım konular konusunda bana fikirlerini sunabilirseniz çok sevinirim. Çünkü kafam çok karıştı. Her an Android’e geçebilirim veya sadece iPhone’da kalabilirim uzun yıllar boyunca tekrardan.

Kendinize iyi bakın, hoşçakalın!

Bu yazıya yorumunuzu bırakmak için buraya tıklayınız

Blogumun e-posta bültenine abone olun

Yorum bırakın

3 yorum
  • Böyle şeyleri insan bekarken almalı! Ya da ben çok hanımcıyım bilemiyorum. Misal şimdi böyle bir yatırım yapmak istesem zira bu cihaz almak filan değil bildiğin yatırım; eşimi ikna etmem vs gerekir. Tertemiz fakir olduğumdan dolayı.

    Yine böyle bir arefede gidip General Mobile GM9 Pro aldım. 1 sene olacak sorunsuz kullanıyorum. Yine de içim gitmiyor değil.

  • Bende yaklaşık olarak 6 senedir ios kullanıcısıyım ama android şuan ios a göre çok çok daha iyi diye düşünüyorum. Henüz telefonum eskimedi ama büyük olasılıkla bundan sonraki android olucak diye düşünüyorum. ios da olmayan kasmalar bu son güncellemelerle olmaya başladı ve bu çidden can sıkıcı hale geldi. Benim gibi düşünen çok insan vardır sanırım. Yazınız emeğiniz için ayriyetten teşekkür ederim

İnternet bağlantınızda bir sorun görünüyor. Ama yine de Fozdemir Blog'u ziyaret etmeye devam edebilirsiniz.