İstemediğin bir bölümde okumak ve Matematik üzerine

Minik uyarı: Bu içeriği yazalı yaklaşık 4 sene geçti. İçindeki bilgilerin eskimiş olabileceğine karşı dikkatli olmanızı öneririm. Eğer güncel bir sorunuz varsa yorumda belirtmenizi rica ediyorum.

NOT: Bu yazı istemediği bölümde okuyan bir üniversiteliden, aynı kaderi paylaşan öğrencilere ithaf edilmiştir. Yazılanlar tamamen bu psikolojinin içinde bulunan öğrencinin düşüncelerini temsil etmektedir. Matematik bu yazıda şamar oğlanıdır.

Matematik kimilerine göre çok eğlenceliyken, kimisine göre de (bana göre de) bitmeyen bir çile. Türk Matematik Derneği Başkanı Prof. Dr. Betül Tanbay, yaptığı bir açıklamasında “Matematik sevmiyorum diyen herkesin hayatından mutlaka bir tane ucube Matematik hocası geçmiştir. Zaten bu şekilde bir öğretmen de çocuğun Matematiği sevmemesi için yeterli oluyor. Bu durum ileriki yaşamda da hissedildiği için, hep mazideki ucube Matematik hocası hatırlanıyor” demiş.

Devam etmeden önce size öğrencilerine 1 Nisan şakası yapan ucube bir Matematik hocası göstereyim.

Bu videodan sonra bunu söylemek ironik olacak ama, biraz düşüneyim… Beni Matematik’ten soğutan bir hoca oldu mu? Açıkçası Lise ve Üniversite’ye kadar olmadı :) İlkokuldaki Matematik hocalarım gayet iyiydi. Taa ki sayılar yerine harflerin konuştuğu güne kadar. Garip garip şekiller falan. İşte o gün anladım ki, Matematik herkese hitap eden bir şey değilmiş. Buna rağmen neden bize zorla Matematik diretiliyor anlamış değilim.

dünyanın-en-zor-matematik-sorusu_204340

Sözel kafasında bir genç olarak “Sözel okuyan adam tembeldir” felsefesinin yaşandığı dönemden geliyorum. Türkiye’deki çoğu öğrenci gibi ben de lisedeki tercihimi genel kabul görmüş kurallara göre yaparak Türkçe-Matematik bölümünü seçtim. Şimdiki aklım olsa Yabancı Dil bölümünü seçerdim. Lise 1’deki kaldığım 6 dersin 5’i sayısaldı ve bir de Tarih dersi. O günlerden belliydi bu günleri göreceğim.

Şimdi Üniversite (İngilizce İşletme) 3. sınıftayım. Not ortalamam da 2’nin altında ve halen daha Mat 1 – Mat 2 ve İstatistik gibi sayısal derslerimden kurtulmuş değilim. Zaten geçilmesi zor olan derslerin Bologna süreci zırvasıyla geçme notunun 60 puana çıkarılması yüzünden o notların çok da yükseleceğini sanmıyorum.

“Matematiğe çok yüklenme, o bölüme giderken bunları düşünseydin, biraz sen kaşınmışsın” demekte haklısınız. Ama bu ülkede kim istediği bölümü okuyor ki?

Beni bilenler ve yaptığım işleri takip edenler profil bilgilerimdeki eğitim tahsilimi görünce önce şaşırıyorlar. Beklentiler yüksek olunca, karşılarına çıkan tablo duraksatıyor insanı. Üzgünüm ama Üniversite ve KPSS’yi hayatıma öncelik yapmak istemedim. Mutluyum da, çünkü sevdiğim işi de yapıyorum bir yandan.

Konservatuar okusaydım; sevmediğim bir derse gitmek zorundayken yol üzerinde Devlet Konservatuarı’ndan gelen müzik seslerini duydukça ve sanat kokusunu hissettikçe iç geçiriyor olmazdım. Ya da bir Reklamcılık, RTV… Belki ortalamam da yüksek olurdu, üstelik faydalı bir şeyler öğrenirdim hayatıma değer katacak. Yani üniversite okumak aslında sanıldığı gibi, her şey değil. En azından benim için.

Parayla uğraşmak isteyenler için evet, Matematik önemlidir. Gelsinler İşletme ya da İktisat okusunlar, tavsiye ederim. Ama benim derdim Borsa İstanbul’a girmek değil ki? Ne işin var İİBF’de diyorsanız, zaten aynı soruyu ben de 4 yıldır kendime soruyorum :)

Yazar: Fatih Özdemir