Video: Londra’ya Gitmeden Önce Bilmeniz Gereken 10 Şey

Planlarınızı yapmadan, bavullarınızı hazırlamadan; çerez niteliğinde izleyebileceğiniz bu videoda, sizlere kendi deneyimlerimden yola çıkarak 10 maddede Londra’ya gitmeden önce bilmeniz gerekenleri aktardım.

Bugün, Avrupa denilince akla ilk gelen başkentlerden olan Londra hakkında konuşacağız. Çünkü geçtiğimiz yıllarda 2 ay boyunca orda kaldım ve inanılmaz deneyimler topladım. O yüzden bu deneyimleri size aktarmak istiyorum.

Hangi Havalimanı?

Şehre ilk giriş noktanız havalimanları oluyor. City, Gatwick, Luton, Stansted ve Southend gibi 5’e yakın havalimanı var. Bu havalimanlarından istediğinizi tercih edebilirsiniz. Çünkü hepsinden Londra şehir merkezine ulaşmak oldukça kolay.

Şehir merkezinden trenle gidilen bir havalimanına gidecekseniz biletinizi aylar öncesinden almanızı tavsiye ediyorum. Çünkü bütün Avrupa şehirlerinde olduğu gibi Londra’da da biletinizi ne kadar geç alırsanız, o kadar pahalı ödersiniz.

Canım Oyster Card!

Şehre indiniz. Eğer özel helikopteriniz ya da limuzininiz sizi beklemiyorsa ihtiyacınız olacak tek şey metrolar. Metroları açmak içinse tek ihtiyacınız olacak şey Oyster Card.

Oyster Card ile Londra’daki bütün otobüs ve metrolara binebiliyorsunuz. Yalnız unutmamanız gereken bir şey var; Oyster Card’ı metrolara hem binerken basıyorsunuz, hem de inerken basıyorsunuz. Londra da bütün Avrupa şehirleri gibi Zone’lardan oluşuyor. Kartı girerken ve çıkarken basma sebebiniz bu. Çünkü ne kadar gittiyseniz o kadar ödüyorsunuz.

Oyster Card’ım yanımda yok diye üzülmenize hiç gerek yok. Çünkü Londra’da Oyster Card’ların yanı sıra kredi kartlarınızı da metrolarda kullanabiliyorsunuz.

Para götürmesek?

Londra’da yanınızda para taşımanıza gerek yok. Bu paraya ihtiyacınız olmadığından değil. Çünkü tüm şehirde kredi kartı sorunsuz bir şekilde kullanılabiliyor.

Yanınızda bir Oyster Card, bir de kredi kartınız olsun, başka hiçbir şeye ihtiyacınız kalmıyor.

Müzeler ücretsizmiş diyorlar?

Abartısız söylüyorum neredeyse Londra’daki bütün müzeler ücretsiz. İstediğinizi gezin, istediğiniz bilgiyi alın ve tarihin tadını çıkarın.

Dünya’nın dört bir yanından gelen eşsiz koleksiyonlarıyla Londra’daki bütün müzeler bütün insanların ziyaretine açık. Turist ya da yerli vatandaş olduğunuz hiç farketmiyor. Neredeyse çoğu müzeye ücretsiz giriş hakkında sahipsiniz.

Trafik de soldan akıyormuş :/

Bana böyle klişelerle gelme diyebilirsiniz; ama klasik bir Londra içeriğinde olmazsa olmaz bir konu.

Bildiğiniz gibi Londra’da trafik sol taraftan akıyor. Bu biraz kafa karıştırıcı olabiliyor. Hatta gittiğiniz ilk gün trafik kazası geçirme olasılığınız bile yüksek.

Panik halinde hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Çünkü bütün yollarda ne tarafa bakmanız gerektiği yazıyor.

Peki neden soldan akıyor? Bunu hiç merak ettiniz mi? Bu eski bir gelenekten kaynaklanıyor. Çünkü sol tarafta kendilerini daha güvende hissediyorlar; sağ elleriyle istedikleri silahı kullanabildikleri için.

Bana alışverişten haber ver

Eğer bir alışveriş tutkunuysanız Londra size göre harika bir şehir. Çünkü çok sayıda seçenek var.

Mesela Oxford Street: Lüks alışveriş de yapabilirsiniz, Primark’tan 2 Euro’ya t-shirt de alabilirsiniz. Ya da Camden Town’a, Hammersmith’e, Old Spitalfields’a istediğiniz her yere gidebilirsiniz. Çünkü buralarda vintage ürünler de sizi bekliyor olacak

Mind the Gap Please!

“Mind the gap, between the trains and the platforms”

Bilenlerin gözleri yaşlı, bilmeyenler de “ne diyor bu şu an” diyor.

Bu Londra metrosunun klasik bir anonsu. Anlamı da “Platformlar ve metrolar arasındaki boşluğa dikkat edin”. Çünkü Londra’da metro ve platform arasında bazı zamanlarda çok büyük boşluklar oluşabiliyor. Bu nedenle Londra Metrosu size adımınızı dikkatli atmanız ve herhangi bir kazaya sebebiyet vermemenizi istiyor.

Londra Metrosu bildiğiniz gibi dünyanın en geniş metro ağlarından bir tanesi. İlk Londra Metro haritasını karşınızda gördüğünüzde biraz korkabilirsiniz. Ama hiç endişeye gerek yok. Bütün şehir zaten Zone 1, Zone 2, Zone 3, Zone 4 gibi Zone’lara ayrılmış durumda.

Klasik bir Londra gezinizde, eğer unique şeyler peşinde değilseniz ihtiyacınız olacak Zone’lar 1 ve 2. Metro hatlarında bilmeniz gereken tek şey bir istasyonda birden fazla metro hattının geçebildiği. Bu metro hatlarının da son duraklarının farklı olabileceğini sakın unutmayın.

Meşhur Londra Köprüsü?

Londra fotoğraflarınızın vazgeçilmezi Thames Nehri ve onun üzerindeki köprüler…

Mutlaka görmelisiniz dediğim köprü, zaten çoğunuzun aşina olduğu Tower Bridge. Bir de bu köprüye yakın London Bridge var ve genelde ikisi birbiriyle çok karıştırılır. Tower Bridge çok farklı, London Bridge çok farklı bir köprü.

Bunun dışında tasarımıyla sizi harika bir masal dünyasına götürecek olan Milenyum Köprüsü var. Ve şehrin batı yakasına doğru Westminster ve Lambeth köprüleri de görmeniz gereken önemli köprülerden ikisi.

Neleri gezeyim sence?

Ben bu şehri gez gez iki ayda bitiremedim, o nedenle kısa süreli kalışlarınızda her yeri görmeye çabalamayın. Sokaklarında yürüyün, ücretsiz müzelerini gezin, bir İngiliz Çayı için ve şehrin keyfini çıkarın.

Ama yine de, bunun yanında görmeniz gereken bazı yerler olduğunu da unutmayın: Çin Mahallesi, Camden Town, Greenwich, Hyde Park, Oxford Street, Soho, Piccadilly Circus, Trafalgar Meydanı, South Bank, Tower Bridge, London Eye…

Ee tabii sadece bunlar değil. Bunların yanında bir çok keşfedilecek şey var ama hangi birini sayalım?

Aç kalır mıyım?

İngiliz yemek kültürü, herkesin alışabileceği bir yemek kültürü değil. Aslında tam bir kültür olup olmadığını da sorgulamak gerekiyor.

Gözlemlediğim kadarıyla Fish and Chips onların vazgeçilmez yemeklerinden bir tanesi. “Ama ben Fast-Food yemiyorum”culardansanız da… O zaman Food Market’ler sizi bekliyor

Dünyanın dört bir yanından farklı kültürlerden insanların gelip yemeklerini sergilediği bu marketlerde yemek yiyebilirsiniz. Ama şöyle bir tur atın, zaten yemek istemeseniz bile canınız çekecek ve yemek isteyeceksiniz.

Yemeğinizi bir Pub’da da yemeyi tercih edebilirsiniz. Çünkü İngiltere deyince akla ilk gelen şey neredeyse “Pub Kültürü”. İçeri girin ve dünyanın dört bir yanındaki alkol lezzetlerini keşfedin

Bu bonus da benden olsun :)

Ve son olarak kesinlikle gülmeyi ve kibar olmayı unutmayın. “Thank you” kelimesini hayatınızdan asla çıkarmayın. Çünkü göreceksiniz ki orada marketlerde bile insanlar birbirinden izin isterken “Sorry” ve “Thank you” kelimelerini bol bol kullanıyorlar. O nedenle sizler de insanlardan izin istemeyi ve teşekkür etmeyi sakın unutmayın.

Verdiğim tüm bu bilgileri aklınızın bir köşesinde tutun ve Londra’yı şimdi keşfe başlayın.

Yazar:
Fatih Özdemir
Tartışmaya Katılın

Bağlantıda kalalım

Mail adresinizi bırakın, sizi son yazılarımdan haberdar edeyim. Söz, spam olmayacak :)

Takipleşelim :)

Merhaba, ben Fatih Özdemir: Burada; deneyimlerimi, seyahatlerimi, araştırmalarımı, beğenilerimi ve eleştirilerimi sizler için arşivliyorum.

Hakkımda bilgi almak için buraya tıklayınız. Eğer sosyal medya hesaplarımdaki paylaşımlarımı takip etmek isterseniz;